menüler
HAVA DURUMU

BİR BALABAN VARDI GELİP GEÇEN

İlhan YILMAZ
İlhan YILMAZ
12 Ekim 2016, Çarşamba
Allah’ın selamıyla ilk köşe yazımın sözlerine başlamak istiyorum. 

Yıllardır radyo ve televizyon programcılığı, şiir yorumculuğu, sunuculuk ve naçizane yazarlık gibi yürek muhabbetlerinden sonra şimdi de gazetenizin bir köşesinde yazı olmaya; yazının içerisinde ise şekersiz ve karanfilli çayını yudumlamış, muhabbet delisi zat-ı muhterem olarak hatırınızda kalmaya geldim. Kısacası kendimi gözlerde perde yaptıktan sonra, perdeyi aralayıp bu dünyadan gelip geçen bir aşığı geç de olsa anmaya geç de olsa anlatmaya; dilimizin, elimizin, yüreğimizin döndüğünce başlayalım. 

Bekir Balaban desem çoğu kimse bilmez. Gelgelelim ki “Yare Söyleme” türküsü dediğim zaman herkes o satırların arasından bir tutam acının, gözlerden akan yaşların düşüncesine dalıp gidecektir. “Yare Söyleme”nin söz yazarından; bu türküyü her dinlediğinde gözlerinden akıp giden duygu selini, günümüzde aşkı lekeleyen insanlara ders niteliğinde aktaran ve “Dünyalık sevemedim ki ahirette seveyim.” diyen adamdan bahsediyorum. 

Tanışmamız çok garip olmuştu oysa. Yoğunburç şiir akşamlarının açılışı olacağı ve benim de şiir yorumlamamı istediklerini söylediklerinde “Hay hay, memnuniyetle.” dedim. Bekir Balaban’ın şiirini seçmişler yorumlamam için. Balaban’a da sormuşlar: ” Senin şiirini bir gence okutacağız, izin var mıdır?” Balaban: “ Yok, izin vermem. Kendi şiirimi kendim okurum, başkası okumasın.” demiş. “Ama okuyacak kişi kimdir bilir misin?” demişler. “ Kim olursa olsun okutmam.” demeye devam etmiş. Daha sonra hafif tebessümle “ İlhan Yılmaz okuyacak şiirini hala mı yok izin?” demişler. 

Cevap vermiş üstad: ” İlhan mı? Şu bizim aşık çocuğumuz mu okuyacak?” “Evet.” demişler. “ O okusun ama bir şartım var. Şiirimi okuduktan sonra yanıma gelecek, benimle oturup çay içip, sohbet edecek.” “ Tabii ki! ” demişler. O gün geldi; açılışı yapıp, şiiri yorumlayıp heyecanla üstadın yanına gittim. Beni görünce “ Çay getirin.” dedi. Elini öpüp, yanına oturdum. Çaylarla birlikte sohbette geldi ve muhabbeti yudumlamaya başladık… “ Ailem garibandı. Askere gitmeden önce bir matbaaya girdim, çalışmaya başladım. Matbaada tam üniversitenin önündeydi. Ders aralarında öğrenciler gelir, fotokopi çektirirlerdi. Birisi içeri girdiği anda yüreğimin kafesine bir kuş girmişti sanki. Hemen kapattım kapısını sıkıca ve aşkın ateşini ilk kez o gün yaktım. Her gün gelir fotokopi çektirir giderdi. Ve bir gün yüreğimi koydum eline “ Al.” dedim. “ İster al ister sat, senindir.” O da kabul etti. Evlilik düşüncemiz vardı ama askere gitmem gerekliydi. “ Hemen git gel, beklerim seni.” dedi. Dediği gibi de oldu, gittim. Şimdiki gibi telefon yoktu, mektup yazıp cevap beklerdik. Bir gün sürpriz yapmış askerlik yaptığım yere gelmiş. Oturduk, saatlerce konuştuk. Bir şeyler getirmiş, onlardan yedik. Gözyaşlarıyla yolcu ettim. Arkamı döner dönmez Kayserili Üsteğmen önümü kesti. “ Evladım, bu bayan kim?” dedi. “ Evleneceğim kadındır komutanım.” dedim. “Babası albay, annesi bankacı değil mi? ” diye sordu. “ Evet komutanım.” dedim. “ Senin annen, baban ne iş yapar? “ diye sordu tekrar. “ Köyde ekim işlerimiz var komutanım.” dedim. “ Bundan sana yar olmaz evladım, ayrılmak en doğrusu. Yoksa ilerde çok mutsuz olursun.” dedi. Bir mektup yazdım bunun üstüne. Ayrılık mektubu… Aileler dedim, ilerde sorun olur dedim, yazdım, çizdim gönderdim. Her gün sordum cevap geldi mi diye, gelmedi. Herkes şafak saydı, ben mektubun geleceği günü saydım… 

Askerlik bitti, şehrime döndüm. Her yerde onun hayali vardı, dayanamıyordum. Günler sonra, hep oturduğumuz bir park vardı; oraya gittim, oturdum, ağlamaya başladım. Bir anda yakın arkadaşı beni gördü, yanıma oturdu. Onu sordum: “ Evlendi mi? “ dedim. “Hayır.” dedi. “Nasıl peki?” dedim. Cevap vermedi. Çok sert bir rüzgar esiyordu o arada, gözyaşlarıma hakim olamıyordum. Tam gidecekken “Bekle!” dedim. Cebimdeki kağıdı, kalemi çıkardım; yazdım. “Bunu ona ver.” dedim, gönderdim.” 

O KAĞITTA NE Mİ YAZIYORDU? 

Seher yeli bizim ele gidersen Nazlı yare küstüğümü söyleme Ne hallara düştüğümü sorarsa O yar beni sorarsa Bağrıma taş bastığımı ona söyleme Yare söyleme... Ağrılar baş tutar ahuzardayım Mansur gibi çekilmişim dardayım Gezer dolaşırım da Bilmem nerdeyim Deli deli estiğimide söyleme... Belki bir gün çıkar gelir diyorlar, Gönül muradını da alır diyorlar, Seven sevdiğini bulur diyorlar, Umudumu kestiğimi ona söyleme... 

İşte böyleydi… Ve bunun ardına takılıp gidenler de var tabii ki. Yıllar sonra Balaban evlenir, çoluk çocuk sahibi olur ama “Yare Söyleme”nin sahibi evlenmez ve hala da bekardır. Yıllar yılları kovalarken, Balaban’ı bir üniversite konferansa çağırır. Balaban “Yare Söyleme”yi anlatır, şiirden bahseder, aşkı anlatır dili döndüğünce. Öğrenciler iştahla dinler dinlemesine ama bilmezler ki “Yare Söyleme”yi yazdıran o kız, öğretim üyesi olarak ön koltukta oturuyor ve yazan ise karşılarında aşkı dile getiriyordu. Ve iki aşıkta birbirinden habersiz Allah tarafından buluşturulup, yıllar sonra söz söze olmasa da yürek yüreğe dertleştiriliyordu. 

BİR BALABAN GEÇTİ GİTTİ DÜNYAMIZDAN… RABBİM RAHMET EYLESİN… RUHUNA FATİHA.

En Çok Okunan Yazıları

Copyright 2016 Tüm Hakları Saklıdır