menüler
HAVA DURUMU

ÖĞRETMEN ÇOCUĞU OLMAK…

Hürmet FEYZİOĞLU
Hürmet FEYZİOĞLU
23 Kasım 2019, Cumartesi
İlk bakışta avantajmış gibi görünen başlığım, çocukluğumun travması, yetişkinliğimin temeli sağlam binası oldu. Yeni eğitim sistemindeki 4+4+4’leri bilmiyorum. Benim öğrencilik zamanımda ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite vardı. Ne mutlu bana ki eğitimime dair tüm süreçleri başarıyla tamamladım. Liseye geçişte not ortalamasıyla süper lise okuyabildiğim gibi üniversiteden de bölüm birincisi mezun oldum. Başarıya dair reklam kokan cümlede emeği geçen önemli karakterlerden birine dikkat çekmek niyetim. Başarımın temeli, bendeki malzemenin kalitesi ve çalışkanlığım elbet ama öğretmen ve okuldan önce bu başarıda emekli bir öğretmen olan annemin büyük payıvar… 
 
Yıllar öncesinde ilkokul öğretmeni olan annemin haliyle çalışıyor olması sebebiyle, ilkokulumu onun öğretmenlik yaptığı okulda bitirdim. Çalışan anne olmak da o annenin çocuğu olmak da zor ve fedakarlık istiyor. Okula kaydım yapıldıktan sonra “Hanife Öğretmen” in kızı olarak işimin daha kolay olacağı rüyalarından uyanmam çok da uzun sürmedi. Annem, ilkokul hayatım boyunca bir kez bile, çok önemli bir durum olmadığı sürece öğretmenler odasına girmeme izin vermedi. Diline pelesenk olmuş cümlesi “Senin diğer öğrencilerden farkın yok” diyerek kendisine “anne” değil “Hanife Öğretmenim” demeyi zorunlu tuttu. Öylesine yıkılmaz kuralları vardı ki, okulun bazı öğretmenleri, sınıfım dışındaki okulun öğrencileri benim Hanife Öğretmenin çocuğu olduğumu mezun olurken öğrendiler. İlkokul öğretmenim de annemden aldığı destekle beni diğer öğrencilerden hiç ayrı tutmadı, öğretmen çocuğu mantığıyla imtiyazlı da davranmadı. Örneğin, yılsonu ya da ulusal bayram gösterilerinde en parlak rolü hakkı olan öğrenci aldı. Öğretmenin çocuğu değil. Ya da becerimin olmadığı hiçbir etkinlikte yer almadım. İyi ki de almadım, iyi ki de kendi yetkinliklerimin farkında olabilmem için tırnaklarımı kanata kanata duvarları tırmandım…
 
Şimdilerde bazı öğretmenlere bakıyorum, aynı okulda eğitim hayatına devam çocuklarına ayrımcılık yapma peşindeler. Şiir okumalarda çocuklarını ön sıraya geçirmek, İstiklal Marşı’nda ısrarla kendi çocuğuna bayrak çektirmek için çabalıyorlar. Ellerinde cep telefonu, çocuklarını görüntülemeye çalışan bu öğretmenler arkalarından bakan diğer öğrencilerin farkında bile değiller. Bu tarz yaklaşım gösteren öğretmenlerin amiyane tabirle torpilli çocukları keyiften dört köşe iken, kendi çabasıyla bir yerlere gelmeye çalışan öğrenciyi hangi kefeye koymayı planlıyorlar bilmiyorum…Altını çiziyorum bazı öğretmenler…
 
İlkokul 1. Sınıftaydım. Okula aşı yapmak için gelen hemşireleri gören ben, sapsarı kesilen benzim ile öğretmenimin yanına gittim. “Başım dönüyor, midem de bulanmaya başladı öğretmenim ne olur bana aşı yapmasınlar” dedim. Öğretmen de haklı olarak korku sebebiyle kurulan kaçış cümlemi ciddiye almadı. Alsa bu sefer aşı sırası bekleyen öğrencilerin tamamının midesi bulanmaya başlayacaktı. Aşı olma sırası bana geldiğinde iğne kolumdan çıkar çıkmaz yere yığılmışım. En son başımın fıldır fıldır döndüğünü hatırlıyorum. Gözümü açtığımda başımda annemin pardon pardon Hanife Öğretmenimin beklediğini gördüm. Annemin , “Canım yavrum, ne oldu sana, kıyamam saçının bir teline” gibi duygu yoğunluğu ihtiva eden cümleler kurmasını beklerken annem “Kalk bakalım, herkese aynı aşı yapıldı, elini yüzünü yıka” diyerek beni yine şaşırttı ve hayal kırıklığına uğrattı. Kuzu kuzu kalktım boylu boyunca yattığım betondan ve sırama oturdum. Çok kızıyordum anneme. Sanki okulda benim dışımda tüm öğrencilere daha vicdanlı davranıyor gibi bir hissiyat oluşmuştu yüreğimde. Daha doğru cümleyle ben öyle olduğunu sanıyordum. O, esasında en iyisini ve en doğrusunu yapıyormuş. Zaman ilerleyip, olgunlaştıkça net olarak anladım. Sayesinde, başarıyı onun çocuğu olarak değil kendi gayretimle elde etmeyi başardım. Hem de hayatımın her döneminde. Bunu anneme borçluyum. Hala dünya üzerinde en çekindiğim ama en çekiştiğim insandır annem. Eksik olmasın…
 
24 Kasım Öğretmenler Günü’ne özel öncelikle annesi öğretmen olan benim gözümden idealist, taviz vermeyen, çizgisinden çıkmayan, kendini öğrencilerine adamış tüm öğretmenlerimizin gününü en içten dileklerimle kutluyorum. 1. Sınıf öğrencisi olan oğlum Kayra’ya okumayı öğretmek adına okul sonrası pekiştirme desteği veren ben, bir bireye yeni şeyler öğretmenin ne kadar zor bir iş olduğunu bizzat tecrübe ettim ve etmeye de devam ediyorum. “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözüne ithafen, bizler de eğitimli, kültürlü, kendini geliştirmeye her an devam eden insanlar olarak, üzerimizde emeği olan tüm öğretmenlerimize teşekkürü borç bilmeliyiz. Böylesine kutsal bir mesleği tüm yönleriyle eksiksiz icra edebilmek, takdire şayan…  
 
Ve Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK. Ne zaman adı geçse burnumun direği sızlar. O’naolan borcumuz nasıl ödenir sorusunun cevabı kifayetsiz bende…Yattığı yer nurla dolsun…

En Çok Okunan Yazıları

Copyright 2016 Tüm Hakları Saklıdır