menüler
HAVA DURUMU

MÜSLÜM BABA

Hürmet FEYZİOĞLU
Hürmet FEYZİOĞLU
10 Kasım 2018, Cumartesi
Kış mevsimine adım adım yaklaştığımız son günlerde, sevdiklerinizle birlikte yapabileceğiniz en güzel sosyal aktivitelerden biri sinemaya gitmek. Patlamış mısır kokusundan ziyade, sinema salonlarının en sevdiğim kokusu, yaşanmışlık kokusudur hep. Binlerce insanın oturup kalktığı, türüne göre filmlerde güldüğü, ağladığı anlar merak uyandırır bende. Hangi sahnelere, hangi sebeple, hangi yaşanmışlıklarla ağladı acaba sorusu beynimde dolaşır durur. Kimse izlediği filmdeki senaryonun acıklı sahnelerine ağlamaz, insanlar kendilerinden bir parça bulduklarına inandıkları an, o filmi izlemezler, filme tamamen dâhil olurlar. Hem de başrol olarak…
 
Soğuk havayı fırsat bilip, şarkılarını bugüne kadar hiç dinlemediğim, hayat hikâyesi hakkında zerre kadar bilgi sahibi olmadığım arabesk müzik dinleyenlerinin babası olarak tanımlanan Müslüm Gürses’in hayat hikâyesinin kaleme alındığı “Müslüm Baba” filmine gittim. Girişte elimde sımsıkı tuttuğum bir paket mendilim çıkışta gözyaşından sırılsıklam olmuştu. Senaryosundan oyunculuklara kadar başarılı bir projeye imza atılmış. Öncelikle emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Ve bir hayata bu kadar acı nasıl sığar merak ediyorum. Telefonun ekran parlaklığını düşürerek küçük küçük notlar aldığım filme dair filmden alıntı en dikkatimi çeken, en vurucu, en yüreğimi sızlatan detayları paylaşma niyetindeyim. Filme gidenler sahneleri pekiştirsin, gitmeyenler de ellerini çabuk tutsunlar diye…
 
Müslüm Gürses, çocuk yaşlarda arkadaşlarıyla şarkı söylediği için babasından çok kez dayak yer. Kendisini dövmek için bahane arayan babasından kaçarken tesadüfen sığındığı Adana Halkevi’nde bağlama ustası Limoncu Ali’yle tanışır. Müslüm Gürses’in ses yarışmasına katılamaması için kundura makasıyla kıvır kıvır saçlarını kesen babasının yaptıklarını duyan Limoncu Ali özlü sözlerine başlar; “Sen şimdi kaçtığın için mi buradasın, kovaladığın için mi? Senin sesin boyundan da saçından da büyük. Senin sesin ancak sen susarsan kesilir” der. Cümlelerdeki manalar öylesine derin ki, çözmeye çalışsanız günlerinizi feda edebilirsiniz…
 
Müslüm Gürses’in en büyük hayallerinden biri çamaşırcılık yapan annesini, başkalarının pis çamaşırlarını yıkamaktan kurtarmaktır. Annesine “Sana bir daha çamaşır yıkatmayacağım” der durur. Ne yazık ki, bu hayali gerçek olmaz. Hırsızlık suçundan iki yıl hapishanede kalan babasının tahliye olduğu gün, kardeşi Ahmet de yanındayken gözlerinin önünde, babası tarafından minicik kız kardeşi ve annesi öldürülür.
 
Müslüm Gürses’in kardeşi Ahmet acılar karşısında, yaşından ötürü daha dirençsiz olduğundan, abi olarak, aileden kalan iki kişiyi ayakta tutma görevi Müslüm’e düşer. Cezasını tamamlayıp, çekinmeden oğullarının evine gelen babasına kapıyı kapatmayan Müslüm’e serzenişte bulunan Ahmet’e, “Onu sokakta mı bırakalım? Biz de onun gibi mi olalım?” der. Ve can alıcı soru gelir Ahmet’ten abisine, “Sen evliya mısın?... Yaşattığınız her şeye rağmen affediliyorsunuz, affeden için bu motivasyon ancak iyiden beslenen bir insana ait olabilir…
 
Müslüm Gürses, çalıştığı gece kulübü çıkışı geçirdiği trafik kazası sonucu öldü sanılıp morga konur, ayağını kıpırdatması sonucu yaşadığı anlaşılır, uzun ve zorlu ameliyatı sonrası sol kulağının artık duymayacağı söylenir. Şarkı söylemek de yasaklanır elbet. Yani kısacası doktor, nefes alma der Müslüm’e…
 
Dertlerin derya olduğu, isyanın zirvede kaldığı film boyunca yüzü haklı olarak hiç gülmeyen Müslüm birkaç tebessümünü sadece Muhterem Nur’a armağan eder. Muhterem Nur’a âşık olan Müslüm, kalpli bir kolyeyi sevdiği kadına hediye ederken samimi ama amiyane bir cümleyle “Seninle geberirim de” derken şahsına münhasır tarzını konuşturur…
 
Bir konserinde, hayranlarından biri galeyana gelip, şarkıların acısıyla sanatçıya sarıldığı esnada Müslüm Gürses’i yaralar. Apar topar hastaneye kaldırılan Müslüm Gürses’ten özür dilemek için güvenlik güçleriyle hastaneye gelen hayranına en fazla “Sen ne yaptın evladım” der. Gönül öyle bir kocaman ki, girmek isteyen herkese kapılar sonuna kadar açık. Hatalara rağmen…
 
Bir gecenin sabahında, yüzü gözü morarmış olan eşi Muhterem Nur, “Ya mutlu olmayı öğreneceksin, ya da beni öldüreceksin. Yaşadığın hiçbir acının sebebi sen değilsin, bu psikolojiden kurtul artık” diyerek Müslüm Gürses’i terk eder. Ama sevgisi öylesine büyüktür ki, kısa sürede eve geri döner. Sevdiği kadınla birlikte yaşayabilmek adına aradaki yirmi bir yaş farka rağmen Muhterem Nur’la evlenir, çocuk sahibi olamayacağı gerçeğini es geçer. Çünkü o kocaman bir kalabalığın Müslüm BABA’sıdır…
 
Annesi ve kız kardeşi babası tarafından öldürülmüş, kardeşi Ahmet’i küçük yaşta kaybetmiş, fakirlikle terbiye olmuş, babası cinayet ve hırsızlık suçlarından hapishanede yatmış, sağır olmuş öldü sanılıp morga kaldırılmış, konserinde yaralanmış,  hayatta hep tek başına kalmış biri arabesk söylemesin de kim söylesin…
 
Rahmetle ve saygıyla…

En Çok Okunan Yazıları

Copyright 2016 Tüm Hakları Saklıdır