menüler
KAYSERİ HAVA DURUMU

Dil Kolay Söyler, Ya Hisler?

Hürmet FEYZİOĞLU
Hürmet FEYZİOĞLU
22 Şubat 2020, Cumartesi

Mevcut sevginin kanıtı kabul edilen cümledir “Seni Seviyorum”...Bir çırpıda alelade değil yürekten söylenenidir en makbul olanı ve kabul göreni…

Hissiyatınızı karşınızdakine geçiremediğiniz durumlarda, sevginin sözcüklere dökülmesinin manasız olduğuna inananlardanım. Mühim olan, yaşanılan duygunun gerçek olması, sözlerin davranışlara da doğru yansıması. Kuru laf kalabalığı şeklinde, görevmişçesine dile getirilen “seni seviyorum” cümlesi, kişiyi mutlu etmekten ziyade, irite etmeye daha müsait. Siz siz olun, inanmadığınız hiçbir duygunun kölesi olmayın. Ve inandığınız duygunun da peşini bırakmayın…

Sevgiyi ifade edebilmenin, hissettirmenin binlerce yolu var. Bazen öyle güzel seversiniz ki, kelimeler kifayetini yitirir. Siz susarsınız, gözleriniz, elleriniz ve yüreğiniz konuşur…

Mesela anneyseniz, çocuğunuzu sevdiğinizi göstermek için çaba harcamazsınız. Annelik, size hamilelik süresince bir bilgisayar programı gibi yüklenmiştir. Anne olduğunuz andan itibaren, çocuğunuzu korur, kollar ve seversiniz. Anne, yaşı kaç olursa olsun, çocuğunun ihtiyacını şartsız karşılayandır. Bebekken emzirmek, altını değiştirmek, gazını çıkarmak; ergenlikte yaşadığı ilk hayal kırıklığının alçısı olmak, yetişkinliğinde mevcut tecrübelerini aktarmak…

İstisnalar dışında baba, anneye kıyasla duygularını daha zor belli eder. Belli edecek olsa sanki bütün otoritesi yerle bir olacakmış gibi gelir. Bir anne, evladının canı acıdığında hüngür hüngür ağlayabilirken, baba daha soğukkanlı kalır. Esasında yaşanan bir sorunda ailenin en az bir ebeveyninin daha sakin kalması, süreci yönetme açısından da kritik olacaktır. Diğer taraftan babaların hem yaradılışları, hem de aile içindeki pozisyonları sebebiyle sevgilerini gösterme şekilleri de değişiklik gösterir.

Bir baba bütün hafta biriktirdiği yorgunluğuna rağmen, hafta sonu çocuğuyla sinemaya giderek, ayağını uzatıp dinleneceği Pazar gününü ailesiyle piknikte geçirerek, maaşından artırdığı parayla çocuğunun ihtiyaçlarını karşılayarak, kazancının tamamını ailesinin daha rahat yaşaması ve kimseye muhtaç olmaması için harcayarak sevgisini ifade eder. Yani bir babanın sorumluluğunu eksiksiz yerine getirmesi, aile bireylerini tek tek çok sevdiğini gösterir…

Kardeşliğin zorunlu arkadaşlık olduğuna inanmayan kardeşlerin, aynı anne ve babaya sahip olmanın verdiği mutluluk ve gururla, dünyevi hiçbir şeye tamah etmeyerek, aile olmanın ötesinde bir keyfin olmadığına inanmak ve inandırmak da sevgiye olan inancın büyüklüğünü gösterir…

Karı koca ilişkilerinde, ego yarıştırmak değil paylaşmak esas olandır. “Ben” bilincinden çıkmak “Biz” olabilmek için çabalamaktır. Mutlulukları paylaşarak artırırken, hüzünlerin ve olumsuzlukların da üstesinden beraber gelebilmektir. Hastalıkta ilaç, sağlıkta keyif olabilmektir. İyi ve kötü gün kavramlarının ortadan kalkması, yaşadığınız her günü sanki hayatınızın son günüymüş gibi el ele, sevgiyle geçirebilmektir…

Kan bağı olmamasına rağmen, birlikte zaman geçirmekten keyif alan adına “dost” dediğimiz insanlar, müsait her anlarını, ya da yoğunluklarına rağmen yarattıkları fırsatı paylaşmak adına değerlendirerek, birbirlerine davranışlarıyla “seni seviyorum” demekten kendilerini alamazlar. Muhabbetle birlikte içtikleri köpüklü bir kahvenin hatırı da paylaştıkları özel ve güzel duygularla kırk yılı aşkın sürer gider…

Akreple akrabayı aynı kefeye koymadan, dayısının, kardeşinin, amcasının, teyzesinin maddi ve manevi konforlarından mutlu olan kişi, birbirine diş bileyen, düşkün hallerini görmek için

fırsat kollayan akraba klişelerini yerle bir eder. Ve kendisinde olmasa dahi akrabasının mevcudiyetiyle gurur duyan kişi, koca yüreğiyle dünyayı aydınlatır…

Pişirdiği keki paylaşan, rastladığında ağız dolusu gülümsemesiyle selamlaşan, hasta olduğunda pişirdiği sıcak çorbayla derdine derman olmaya çalışan, sevdiğinin kaybında evinin kapısını sonuna kadar açan komşu da komşusunu sevdiğini başka bir dille ifade eder…

Sevgiyi sözcüklerle şekle sokmak yerine, yaşamınızın odak noktası haline getirmelisiniz. İnsanın odağı ne ise onu yaşayacak ve etrafındakilere de hissettiği duyguları yansıtacaktır.

Kelime hazinenizden büyük sözlerle, inanmadığınızı sergileyerek kimsenin kalbini fethedemezsiniz. Öncelikle neyi, kime, ne kadar hissettiğiniz konusunda kendinizi ikna etmeniz…

En Çok Okunan Yazıları

Copyright 2016 - 2019 Tüm Hakları Saklıdır