menüler
HAVA DURUMU

BÜYÜKLERİN ELLERİNDEN ÖP(e)ME(me)K…

Hürmet FEYZİOĞLU
Hürmet FEYZİOĞLU
27 Ekim 2018, Cumartesi
Küçükleri sevmek, büyüklere saygı göstermek konusunda kalıplaşmış ve kalıplaşmak zorunda olan cümleler vardır hayatımızda.
 
Neden? 
 
Çünkü küçükler geleceğimizi, büyükler de geçmişten getirdiklerimizi simgelerler. Geçmişi bilen, yanlışı doğruyu ayırt edebilen, olayların doğurduğu sonuçlar karşısında üretilen çözümlere vakıf büyükler yol göstermediği müddetçe küçükler ağızlarıyla kuş tutsalar nafile…”Tecrübe” dediğimiz şey hiçbir para birimi ile ölçülemiyor. Türk lirasındaki değeri de paha biçilmez dolarda da. Çünkü milletler, büyüklerine saygı, küçüklerine sevgi beslemeyi unuttukları an toplumsal anlamda çökmeye mahkûmdurlar…
 
Gelecek nesilden her daim beklenti büyüktür. Büyük adam olmaları, geçmişten bu yana süregelen her şeyin üstüne yeni, güncel bilgi ve birikimleri inşa edebilmeleri beklenir. Yeni ve güncel olması toplumların mevcut gelişime ayak uydurmaları açısından önemlidir. Bilimden teknolojiye aklınıza gelebilecek her alan dâhil bu gelişim mevzusuna. Tabi ki insanlığın gerektirdikleri de…
 
Ama insan olmanın, bilim ve teknoloji kadar konuşulmaması belki de önemsenmemesi sebebiyle çoğunluğu maneviyattan yoksun nesiller yetiştirmeye devam ediyoruz…
 
Anne ve babaların arkadaş sohbetlerinde çocukları hakkında birincil serzenişleri tabletlere ve akıllı telefonlara ayırdıkları zaman. Eskiden böyle miydi? Elbette değildi. Eskiden teknoloji bu denli ilerlemiş, insanın bile önüne geçmiş miydi? Hayır… Hal böyle olunca küçük büyük herkes mevcut gelişime ayak uydurmaya çalıştık. İletişimden uzak, paylaşmanın ne olduğundan bihaber, hayatın yalnız internetteki paylaşımlardan, sosyal medya hesaplarından ibaret sanan yeni nesli, çiçek misali sevgiyle sulamak yerine sınırsız internetlerle büyüttük. Onlar da sosyal medyada “beğen” i tıkladığında sosyalleştiğini sandı…
 
Hayat bilgisi diye bir ders vardı ben ilkokuldayken, hala var mıdır inanın bilmiyorum. Geleneği, göreneği, görgü kurallarını, saygıyı, sevgiyi, hoşgörüyü, paylaşmayı, insan olmanın gerekliliklerini, yardım etmeyi ve daha birçok güzel ahlaka sahip olabilmeye dair şeyi öğretirdi hani. Size sıra dışı, sıra dışı olduğu kadar özel bir örnek daha vermek istiyorum. Japonya’da okuyan öğrenciler dördüncü sınıfa yani on yaşına gelene kadar sınava girmiyorlar. Ufak tefek testler hariç. Japon eğitim sistemini düzenleyip uygulayanların temel amacı, çocuklara görgü kurallarını aşılamak ve beraberinde karakter gelişimini sağlamak. Çocuklara öncelikli olarak merhametli, anlayışlı, adaletli, hayvanlara ve doğaya saygılı olmayı öğretiyorlar. Yani Japonlar, bilgiden önce görgü kurallarını ön planda tutarak insanların temelini sağlam atmak için çabalıyorlar.
 
Temeli sağlam olan çocuk, görgüsünün üstüne bilgiyi de ekleyince ortaya izlemeye hiç doyamayacağınız muazzam bir manzara çıkıyor…
 
Gelgelelim asıl meseleye. Öylesine detay verdim ki nereye varacağımı anlamışsınızdır sanırım. İstisnalar hariç, yeni neslin görgü kurallarından uzak, vicdan terazisi olmadan hayatlarına devam ettiklerini görmek beni çoğu zaman kahrediyor.
 
Bir toplu taşıma aracına bindiğinizde oturarak seyahat eden genç kesimin, ayaktaki yaşlılarla göz göze gelmemek için beyinleri akma pahasına kafalarını akıllı telefonlarına gömdüklerini görüyorum.
 
Ve o gençlerin ellerindeki telefonların, kendilerinden daha akıllı olduğu düşüncesini ne yazık ki pekiştiriyorum.
 
Bazıları ise edepsizlik konusunda jübilesini yapmaya hazırlanır biçimde, dudaklarının kenarında pis bir sırıtış ile yolculuklarına devam ediyorlar.
 
Yazık ki ne yazık…
 
Ben otuz altı yaşındayım, toplu taşıma araçlarında boş bir koltuğa denk gelirsem etrafımı kolaçan ettikten sonra, görünürde yaşlı bir amca ya da teyze yoksa oturuyorum. Oturduktan bir durak sonra binen bir yaşlı olur ise yine de kalkıp dinlenmesine ve soluklanmasına vesile oluyorum. Kuldan takdir beklemiyorum esasında, Allah razı olsun yeter… Neticede, Allah ömür verirse bende yaşlanacağım, yaşlılık dönemimde hareketlerimin daha kısıtlı, hastalıklarımın daha çeşitli ve bedenimin daha yorgun olacağı aşikâr. Hal böyle olunca yaşlıları anlayabilmek için bir dakikanızı ayırıp empati kurmanız kafi…
 
Yaşlılara hürmet göstermek için anonsların tekrarına lüzum yok, vicdan hoparlörünüzü açın da, yüreğinize bangır bangır bir seslensin bakalım, eksik ya da yanlış olan hangi taraflarınızı bağıracak…
 

En Çok Okunan Yazıları

Copyright 2016 Tüm Hakları Saklıdır