menüler
KAYSERİ HAVA DURUMU

NEDENLERİ ve SONUÇLARIYLA AFETLERE HAZIRLIK BİLİNCİ GELİŞTİRME

Prof. Dr. Elçin Balcı
Prof. Dr. Elçin Balcı
14 Ağustos 2021, Cumartesi

Hep yaptığımız gibi yine kendimize konuyla ilgili farkındalığımızı yoklayacak sorular sorarak başlayalım.. Bakalım ne kadarını biliyoruz, ne kadarından hiç haberimiz yok, ne kadarı için bölgemizde neler yapılmış? Afetler önlenebilir mi? Bireysel ve kurumsal olarak afetlere hazırlıklı mıyız? Yaşadığınız bölgede örneğin bir doğa olayının (yağmur, kar, rüzgar vb.) afete dönüşmesi mümkün mü? Sel olur mu? Deprem? Çığ düşer mi? Yaşadığınız yerde ormanlarınız ne durumda? Coğrafi özellikler nedeniyle bir doğa olayı veya kaza başka bir nedenle daha büyük bir felakete dönebilir mi? Bölgenizde sanayi kuruluşları var mı? Depremde parlayıp patlayacak ve büyük bir yangınla sizi meşgul edebilecek tesisler var mı? Bir apartmanda çıkan küçük bir yangın aynı mahallede bulunan bir petrol istasyonuna sıçrar mı? Sıçrarsa neler olabilir? Bu tesisin mahalle içinde olması doğru mu? Hukuki kısıtlamalar yok mu? Sel yaşanırsa ne gibi sağlık sorunları öncelikli olur? Depreme nasıl hazırlıklı olunur? Bir olağandışı durum yaşandığında sizin için devletin belirlediği en güvenli alan (toplanma alanı) neresi? Nereye gitmeniz isteniyor? Tahliye şartları neler? Böyle bir yeri daha önce hiç duydunuz mu? Var mı? Yoksa neden yok? Size bu konularda bilgi veren oldu mu? Nasıl organize olacağız? Çocuklarımızın güvenliğini nasıl sağlayacağız?

Gördüğünüz gibi sonucu insan sağlığını olumsuz etkileyen pek çok olay karşımıza afetin etkileri şeklinde çıkabilir. Hepsini bilmeli, hakim olabilmeliyiz. Çünkü; Sosyal Devlet’ten beklediğimiz hizmetler kadar vatandaş olarak da bireysel farkındalık sorumluluğumuz var.

Normal seyirleriyle bilindik doğa olayları, şiddetini ve yıkıcılığını artırdığında insanlık için Olağan Dışı Durum (ODD) halini almaktadır. Bunların tümü ekolojik dengeyi bozmak suretiyle hem olay anında hem de yapısal değişiklik ve bozukluğun sonradan getireceği sonuçlarla, ciddi can ve mal kayıplarına yol açmaktadır. Ve fark ettiğiniz üzere dünyanın sonu mu geliyor dedirtecek şekilde her gün sayıları da artarak yaşanmakta. Bu olağandışı durumların dilimizdeki bilinen hali genel olarak “Afet.” Adı her ne olursa olsun bu durumlar; sanki tamamıyla engellenemez, çaresizlik içinde yaşanacak her şeye boyun eğdiğimiz ve olay öncesinde ve anında yapabileceğimiz bir şey yok da, sonrasında ne yapabiliriz ona bakalım diye yanlış şartlandığımız durumlardır.

Yangınlar, su baskınları, toprak kaymaları, depremler, tsunamiler, çığ düşmeleri vb. sadece sonuçları itibariyle konuşulması gereken konular değildir. Nedenlerinin bulunup çözümlenmesi ile tamamı değilse bile büyük kısmı bizim için “engellenebilir ve zararları öngörülebilir” dir. Afetlerden korkmamalı ama çok hazırlıklı olmalıyız. Daha önceki yazılarımdan da hatırlayacağınız üzere Halk Sağlığı Felsefesi bize “riskleri gör-çöz-önlem al- zararlarından kurtul veya azalt” demektedir. İşte tam da bu açılardan konuya bakmamız gerekiyor. Ve orman yangınları gündemde olduğu için bunu basit örneklerle açıklayalım.

Orman yangınları yukarıda bahsettiğim kriterler ışığında hem nedenleri hem de sonuçları açısından önemli bir halk sağlığı sorunudur. Ve büyük bir kısmı da “öngörülebilir, önlenebilir ve zararlarından korunulabilir”dir. Bu yüzden yaşanan tüm yangınların nedenlerinin çok iyi çıkarılması, her yangından ders alınması ve eksik kaldığımız noktaları bir sonraki adımda yaşamamak üzere ivedilikle harekete geçilmesi gerekir. Çünkü ne yazık ki küresel ısınmanın ve ekolojik bozulmanın olumsuz sonuçları bizden daha hızlı davranmaktadır. Ülkemizin ve dünyanın bir yanı yangınlarla mücadele ederken başka bölgeler de aşırı yağışlar, sel, heyelanlar ve depremler ile boğuşmaktadır.

Durumu yangınlar özelinde kısaca incelersek; son yıllarda artan sayıda orman yangınları, ekvator kuşağının ve ülkemizde de Akdeniz ekosistemlerinin önemli bir sorunu halini almıştır. Ülkemizin bu iklim kuşağı içinde yer alan Güney Ege (Muğla ve ilçeleri gibi) ve Akdeniz sahillerindeki illerimiz (Antalya, Mersin ve çevresi) orman yangınları açısından en hassas alanlardandır. Bölgemiz iklimindeki genel kuraklığın en çok hissedildiği bu alanlardaki hızlı tutuşmaya ve yanmaya meyilli bitki örtüsü de (orman tabanındaki dökülmüş ağaç parçaları, otsu materyaller vb.) yangın kolaylaştırıcısıdır. Bilindiği gibi dünya üzerindeki tüm orman yangınlarının ortak noktası; iklim değişiklikleri ve dikkatsiz (veya savaş, terör gibi kasıtlı) insan davranışları nedeniyle oluşmalarıdır. Son zamanlarda bu bölgelerin önceliği orman yangınları iken Karadeniz Bölgesi’nin sel ve heyelan ile olağandışı günler yaşadığına şahit oluyoruz. Yani bu da demek oluyor ki ilk yapacağımız iş bölgemizin risk haritalarını çıkarıp sürekli güncellemektir. Çünkü şartlar değişebilir. Ve güncellenmeyen durumlara hazırlıklı olmamak daha büyük felaketlere sebep olabilir. Bulunduğumuz bölgeye özel olarak risk oluşturan durumları hızla tespit edip, savunma hamlelerimizi en riskli durum bizim için neyse ona göre sıralandırmalıyız.Sorunumuz sadece doğal riskler değil belki de işleyiş ve kurumsal denetim eksikliğidir. Bunu tespit edersek de gereğini yapmalı ve doğru-dürüst-bilimsel işleyen sistemler oluşturmalıyız. Bu sistemlerin bireylerden ve günlük siyasetten etkilenmeyecek şekilde bağımsız ve geleceğe uzanan uzun vadeli olması başarıyı artıracaktır. Bölgeye yapılacak yollar, kurulacak Hidroelektrik Santralleri (HES’ler), maden işletmeleri, kömür işletmeleri, nükleer santraller, fabrikalar vb. her anlamda kuruluşundan işletimine kadar doğa ile barışık ve riskleri önceden planlanmış olmalıdır. Bölgenin bitki örtüsü kolayca tutuşmayan, her mevsim yeşil kalabilen, kuraklığa uyum sağlayabilecek, fazla su istemeyecek türler seçilmelidir. Bunu en iyi bilecek olan da konunun ilmini yapan üniversitelerdeki bilim adamlarıdır. Dünyanın en büyük doğal afetleri aslında “doğal” görünüp insan elinden çıkmış işlerin yarattığı olumsuz sonuçların ürünüdür. Yani sonucunda afet yaşanan bu durumlara “doğal” demek ne kadar doğru o da tartışılır.

Yaşanan her olağandışı durum gibi yangınlar da doğal yaşam ve doğal yaşamı oluşturan tüm canlılara önemli derecede zarar verir. Hayvanların yaralanmalarına, ölümlerine, göçlerine, ekosistem dengesini bozan türler arası dengesizliklere, hastalık örüntülerinin değişimine, salgınlara, su ve hava ile ilgili tüm kaynakların bozulmasına ve kirlenmesine, yaşam alanlarında insan eliyle yapılan tarım ve hayvancılığın zarar görmesine, çölleşmeye ve tüm bunların sonucunda da insan sağlığına önemli zararlar verir. Yanlış bölgelerde, yerleşim yerlerine yakın, su kaynaklarının, ormanların içinde veya çok yakınında yapılandırılmış sanayi kuruluşlarının varlığı, basit ve sınırlandırılabilecek düzeyde bir yangını felakete çevirebilmektedir.

Böylece sadece doğa değil, bölgedeki insanların ve yerleşim merkezlerinin de korunamaması nedeniyle diğer kayıplar arasına insan canı da eklenebilmektedir. Yanan alandaki her türlü hayvan ve bitkinin de “can” olduğunun bilincinde olmalıyız. Bu yüzden sanayi kuruluşları, fabrikalar ve işletmeleri kuracağımız yerlerine karar verirken, bütün riskleri değerlendirmeliyiz.

Atmosferdeki buharlaşma, kuruma, hava kirliliği vb. yanında işletmenin içindeki patlamalar nedeniyle oluşabilecek farklı ve hatta zehirli gazlar salınabilir. Bunların olumsuz etkisi, yanan alanlardan daha uzak yerlerde olacak şekilde de etkili olabilir. Hatta Çernobil Nükleer Santrali patlaması ve sonrasında meydana gelen yangında yaşadığımız gibi kanserojen maddeler kilometrelerce uzaktaki mesafelerde yıllarca etkili olmuştur. Yani sadece olay anında bölgede yaşayan insanları ve yakınlarının bedensel ve ruhsal sağlıklarını bozan kısa süreli bir travmadan bahsetmiyoruz. Kuşaklar boyu sürebilecek olumsuz bir sağlık etkisinden bahsedildiğini aklımızdan çıkarmamalıyız. Demek ki akut (kısa süreli) - orta ve uzun vadeli olumsuz etkileri ayrı ayrı düşünmeli ve her biri için ayrı önlem almalıyız.

Yaşanan son yangınlarda da gözlemlediğimiz kısa süreli (akut) etkilenmeler: insanların yangın anında hava kirliliğine bağlı solunum sıkıntıları, kalp-akciğer rahatsızlığı olanların durumlarının ağırlaşması, duman soluyanların zehirlenmeleri hatta ölümleri, yangın alanında mağdur olanlarda, eğitimli ve/veya eğitimsiz kişilerden oluşan kurtarma ekiplerinde ciltte yanık yaraları, sıcak çarpmaları, düşmeler, kaos ortamında kontrolsüz kaçışlarda araç kazaları, iş makinalarının neden olduğu iş kazaları, kırık, çıkık ve yaralanmalar vb. gibi insan sağlığını doğrudan etkileyen durumlar olabilir.

Orta vadedeyangın alanından güvenli bölgelere taşınan kişilerde tedavisi yapılamayan yanık ve enfeksiyonlar, güvenli su, yiyecek, ilaç ve barınma şartlarının sağlanamaması, aile planlaması ve bağışıklama gibi temel sağlık hizmetlerinin aksaması, kısa süreli panik, kaygı, geçim sıkıntısı, tarım-turizm-hayvancılığın etkilenmesi ve uzun döneme yansıyan depresyon gibi toplum ruh sağlığını ilgilendiren sorunlar görülebilir.

Uzun vadedekalıcı barınma, sağlıklı yaşam, eğitim olanakları, geçimlerini sağlayacak faaliyetlerin düzenlenememesi, yaygın, kalıcı ve kronik toplum ruh sağlığı sorunları, yangın sırasında veya sonrasında maruz kalınan zararlı kimyasalların etkileri, gazlar ve kanserojen maddeler nedeniyle yaşanan sağlık sorunları, bölgedeki ekosistemin bozulmasından kaynaklanan değişimlerin her türlü olumsuz sonuçları sayılabilir.

Bu yaz dönemindeki yangınların dolaylı olumsuz yanlarından biri de COVİD-19 pandemisi döneminde yaşanmış olmasıydı. Yangın nedeniyle bu bölgelerde hastalıkla mücadelemiz bir nebze de olsa kötü etkilenmiştir. Bölge sağlık ekipleri öncelikli olarak yangından etkilenen mağdurlara yardım için organize olduğundan, Covid için tarama ve aşılama hizmetleri yavaşlatılmıştır. Sağlık kuruluşları ve 112 acil servis personeli ve araçları yangın bölgesinden kurtarılan kişilere öncelikli hizmet verdiği için rutin hizmetlerde aksamalar yaşanabilmiştir. Çevre illerden ve sağlık kurumlarından destek ekipleri bölgeye takviye yapmışlardır. Kurtarmalar sırasında kişiler arası mesafenin korunamaması ve maske takmanın ihmal edilmesi nedeniyle de ilerleyen dönemlerde vaka sayılarında artış beklenebilir.

Yangınları oluşturan etkenleri ortadan kaldırırsak yangınları önleriz. Bunun için devlet kurumları önderliğinde ama katılımcı tüm sivil toplum örgütlerini içerecek şekilde gerçek işbirliği halinde gönüllüleri ve görevlilerin bizzat içinde olduğu bölge risk haritaları çıkarmalıyız. Bu çerçevede örneğin bugüne kadar yapılagelen yanlış uygulamalar varsa (ormanlık alanlarda çöp toplanma alanlarının oluşturulması gibi) bu uygulamalara hızla son verilmesini sağlamalıyız. Hangi sorun bizim bölgemiz için en önemli risktir diyerek analizler ve sıralamalar yapmalı ve hazırlıklarımızı bu çerçevede organize etmeliyiz. Hazırlık evresinin olmazsa olmazlarından ve afet zincirinin en güçlü halkası “halk farkındalığı ve organizasyon eğitimleri”dir. Ayrıca güvenlik sistemlerimizdeki her türlü zaafiyeti tespit edip, kasıtlı çıkarılan yangınlar veya insan eliyle oluşturulan diğer afetler için de katı önlemler almalıyız. Bu konuda gereken ulusal ve uluslararası platformda hukuki düzenlemeleri ve yaptırımları da eş zamanlı yürütmeliyiz.

Oluşan yangınlara erken uyarı sistemleri ve kısa sürede kontrol altına alabilecek yeterli, eğitimli, donanımlı kurtarma ekipleriyle müdahale edebilirsek erkenden söndürürüz. Yani aynı dili konuşan eğitimli görevli personel ve gönüllülerin eğitimlerini organize etmeli ve sürekli bilgi yenilemesi için güncellemeler, tatbikatlar yapmalıyız. Konuya ilişkin araç, gereç, kişisel donanım için hazırlıklarımızı öncelikli olarak bilimsel bakış açısıyla, sadece bölgemizi değil ülkemizi hatta dünyamızı korumak üzerine odaklanarak, en gelişmiş malzeme ve modellerle hazır etmeliyiz.

Kontrol altına alınan bölgelerde resmi ya da sivil olsun, tüm destek ve yardım organizasyonlarını koordine şekilde yürütebilirsek ve kurumlar arası işbirliğini işletebilirsek uzun vadeli zararları da en aza indiririz.Yani kurtarmaların hemen sonrasında sosyal devletin gereği olan destek sistemlerinin devlet güvencesiyle ve kontrolüyle hızla verildiği modeller geliştirmeliyiz. Afet sonrası toplanma alanları, çadırlar ve prefabrik konutlar hem altyapı, hem sayı açısından planlanmalı, hem de halkı bu konularda çok iyi eğitmeliyiz. Kağıt üzerinde mükemmel hazırlanmış olsa bile acil durum sırasında nereye gideceğini veya akut durum geçtikten sonra nereye başvuracağını bilemeyen bir halk, organizasyondan fayda göremeyecektir.

Afetlere hazırlık konusundaki bu genel farkındalıkgirişinden sonra, ileriki yazılarımla bireysel olarak afetlerde neler yapabileceğimize dair farklı konu başlıklarıyla “afet okuryazarlığınıza” katkıda bulunmayı hedefliyorum. Depremde, yangında, selde, kazalarda vb. sağlığı olumsuz etkileyen durumları önlemek-engellemek-azaltmak adına birey olarak neler yapabiliriz diye her biri için ayrı ayrı değinmeyi planlıyorum. Basit bilgiler ve uygulamalar ile sadece afet anında bireysel sağlığımızı değil, çocuklarımıza bıraktığımız dünyamızın gelecekteki sağlığı için de faydalı olacağımızı unutmayalım.

Dünyayı kurallar, yasaklar, kanunlar, yaptırımlarla koruyamayız. İnsan, hayvan, bitki, hava, su gibi canlı-cansız tüm parçaları ile “koşulsuz severek, inançla” ve “illa ki bilim” ile koruyabiliriz.  

Daha çok sevgi ve daha çok bilim dileklerimle….

En Çok Okunan Yazıları

DİĞER YAZILAR
Copyright 2016-2019
Kayseri Anadolu Haber Gazetesi
Kayseri Haber, Son dakika Kayseri haberlerini buradan takip edin. En son kayseri haberleri Kayseri Anadolu Haber'de.

Sitede kullanılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve meteryaller hiçbir şekilde kullanılamaz!

Künye

Yazarlarımız

İletişim

Adres

Sahabiye, Ahmet Paşa Cd. No:7, 38010 Kocasinan / Kayseri

Telefon

+0.352 222 51 13 - 14

Email

kayserianadoluhaber@msn.com
Copyright 2016 - 2019 Tüm Hakları Saklıdır