menüler
HAVA DURUMU

İÇİNDEKİ ÇOCUĞU KAYBETME

Demet YALÇIN
Demet YALÇIN
06 Ekim 2017, Cuma
İşten çıkmış, aheste adımlarla Cumhuriyet meydanından otobüs duraklarına doğru yürüyordum. Kafamda günün özetini yaparken, yolun tam ortasına durmuş bir adam dikkatimi çekti. Beyaz takım elbiseli, tahmini 80-85 yaşlarında biri. Kafamı kaldırıp gözlerine bakınca hafif dolmuş hüzünlü bakışlarına takılıp kaldım bir an… Derinlerde bir yerlerde yüreğim öyle sızladı ki içim buruk düşünmeye başladım “neler yaşadı acaba…” 
 
Kim bilir kaç defa güvendi fakat eli boş kaldı. 
 
Belki de kaç güvenen insanın inancını boşa çıkardı. Kaç defa pişman oldu, ya da pişman etti? Hayallerine ulaştı mı, yoksa hüsran mı yaşadı, kırdı mı, kırıldı mı?  Önce nasıl bir insandı şimdi nasıl bir insan… Çok mu acı çekti ki böyle hüzün dolu gözlerle yolun ortasında kalakalmış… O anda Tolstoy’un  “İtiraflarım” adlı kitabı geldi aklıma. Tolstoy’un inanç, hayat, amaç gibi kavramları sorguladığı, kendi düşünceleri içerisinde nerdeyse delilik derecesinde derinlere indiği bu kitap, insanın geçirdiği değişimin garip, ürkütücü bir itirafını sunuyor. Acaba dedim içimden “O yaşlı adamda mı, bu buhranlı değişimin içinde…”
 
 Değişiyoruz, değiştiriliyoruz, değiştiriyoruz…
 
Sonra kendimi düşündüm, ben önce nasıldım şimdi nasılım. Değiştim, değiştirildim ve değiştirdim… Çoğu İnsan bu değişime olgunluk diyor ama ben buna duyguların yaşlanması diyorum… Yaşamda tat almamızı sağlayan o çocuksu duygular gidiyor yerine kasvetli ciddi bir surat geliyor.
 
Değişim bazen iyi bazen kötü olabilir… Mesela sevdiğin bir insanın değişmesini istemiyorsan onu kırmayacaksın. İşin özü aslında derinlerde bir yerlerde insanın saf benliğinde, hayata tatlı tatlı bakan o çocuksu ruhu değişime karşı koruyabilmekte yatıyor. Üniversitede ders almadığım, sınav esnasında gözetmen olarak gördüğüm bir hocam sınav kâğıdını verirken bana şöyle demişti: “İçindeki çocuğu kaybetme ama onu fazlada şımartma”… O an çok şaşırmıştım niye böyle bir şey söyledi ki… Sonradan ne demek istediğini çok iyi anladım… Belki o kaybetti içindeki çocuğu ya da hep içinde koruyabildi, küstürmedi…
 
 İçinizdeki çocuğun karanlıkta kalmasına izin vermeyin…
 
Hayat dediğimiz kavram karmaşası içerisinde derin çizgiler işleniyor benliğimize. Bazıları öyle derin oluyor ki ister istemez acısı gülüşlerimizdeki sıcaklığı gölgeleyebiliyor. İçinizdeki çocuğun bu gölgeliğin karanlığında kalmasına izin vermeyin. İnatla gülmesine ve hayatın güzelliklerine inanmasına izin verin. 
Edip Cansever’inde dediği gibi ‘Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk hiçbir yere gitmiyor.’  Çocuk ruhumuz içimizde derinlerde bir yerlerde hep varlığını sürdürüyor. Yeter ki gökyüzüne küstürmeyelim…
 
Akıl ve dirayetin ak saçlılarınki gibi, ama yüreğin masum çocukluk yüreği olsun… Friedrich Schiller

En Çok Okunan Yazıları

DİĞER YAZILAR
Copyright 2016 Tüm Hakları Saklıdır