menüler
KAYSERİ HAVA DURUMU

ORUCUN PSİKOLOJİK FAYDALARI

Abdullatif ACAR
Abdullatif ACAR
09 Mayıs 2020, Cumartesi

Oruç ibadeti öfkeyi, sinirlilik halini kontrol eden, daha mülayim ve anlayışlı bir yapıya bürünmeye vesile olan bir ibadettir. Bugün tuttuğumuz oruçların davranışlarımıza müspet yönde ne gibi katkıları oluyor, onu düşünmeliyiz! Kendi sağlamamızı yaparken nerelerde hata yapıyoruz diye yeniden iç dünyamızı kontrol edip eksik ve kusurlarımızı tamamlama iradesi ve azmi içerisinde olmaya çalışmalıyız.

Özellikle ramazan ayında suç oranlarının düştüğü, insani ilişkilerin seyrinde çok olumlu gelişmelerin olduğu araştırmalar göstermektedir. Ancak azda olsa öfkenin kontrolden çıktığı, asabiyetin hız yaptığı, birçok yanlışların zuhur ettiği, bunun nedenin de oruçla, maalesef, irtibatlandırıldığını da göz ardı etmemek gerekir.

Bazen falanca insana yaklaşmayın, oruç tutuyor, açlıktan ne yaptığını bilmiyor, çok sinirli, dendiğini, özellikle trafikte çok daha sabırsız ve asabi olduğumuzu, hemen patlamaya ve insanları kırmaya müsait bir ruh haletine büründüğümüzü müşahede ediyor, hayretler içerisinde kalıyoruz. Orucun tarifinde nefse hâkim olmak, istek ve arzularımızı dizginlemek olduğuna göre bu olumsuzlukları nasıl izah edebiliriz? Burada bir çatışma ve o çatışmanın neticesinde nefsin isyanı söz konusu. İnsanın, açlığının ve susuzluğunun karşısında nefsinden yediği tokat ve saldırı nedeniyle nefsinin tarafında bir duruş sergilemesiyle karşı karşıya kalıyoruz.

Oruç ayı ramazanı, kulluğun stajının yapıldığı, ruhi olgunluğu yakalamanın kursunun verildiği bir zaman dilimi olarak düşünürsek bununla beraber insan nefsinin hoşuna gitmeyecek şeylerin olduğunu da inkâr edemeyiz. Özellikle zoraki, işin neticesini düşünmeden, bu ibadetin önem ve işlevini kavramadan, niyetleri kalbe indirerek ruhi olarak bir rahatlığı hissetmeden tutulan oruçların neticesidir bu olumsuzluklar. Bu nedenle her ibadette olduğu gibi bu ibadette de gönüllülük esastır. Gönüllüğü temin edecek de bizim oruç ibadetine ne kadar muhtaç olduğumuz bilincinden geçer. Bu da niyette halisane olmamızı sağlar. İhlâsla yaptığımız ibadet ve itaatle elde ettiğimiz haz ve lezzetler adeta itici bir güç olarak işlev görür.

Örnek vermemiz gerekirse: Namazla ilgili, peygamber efendimiz vakit girince; ey Bilal kalk ta bizi rahatlat! Yani ezan oku, namaz kılalım da huzur bulalım, derdi. Demek ki ibadetler huzur bulmaya vesiledir. Bir kısım insanlar var ki ibadet ve itaati borç ödeme anlayışıyla yerine getirdiğinden kıldıkları namaz rahatlama, tuttukları oruç huzur bulma vesilesi değil, sırtlarında ağırlığı olan bir yük olarak kendini gösteriyor.

Bedenin gıdaya ihtiyacı var. Nasıl ki biz o ihtiyacı zevkle yerine getirirken muzdarip, asabi ve öfkeli olmuyor isek, hatta en güzel anlarımız olarak değerlendiriyorsak ve bunu ihmal etmeden her meşguliyetimiz ve yoğunluğumuza rağmen yiyip, içiyorsak, ruhun gıdası olan ibadetleri de en azından, aynı anlayış ve istekle yerine getirmemiz gerekir. İşte o zaman yaptığımız ibadet, tuttuğumuz oruç hayatımızın ayrılmaz ve olmazsa olmaz bir parçası haline gelecektir.

Dikkat ederseniz hayatımızda bizi en fazla sıkıntıya sokan şeylerden bir tanesi sonu gelmeyen, kontrolsüz isteklerimizdir. Her işimizi o isteklerimizi gerçekleştirmek için planlıyoruz. Kontrolsüz istek ve arzular insanın beynini yoran en önemli etkenlerdir. Oruç tutan insan bu yüklerden kurtuluyor. İfade ettiğim gibi; niyetlerinde problem olan yani bu isteklerinden vazgeçme niyetinde olmayan insanlar oruç esnasında daha öfkeli, asabi ve stresli oluyorlar.

Ayrıca oruçla nimetlerin kıymetini öğrenerek şükür becerisini kalbine yerleştiren bir insan daha kanaatkâr oluyor. Kanaatkâr olmak aşırı ihtiraslara gem vuruyor. Buda psikolojik bir rahatlığa vesile oluyor. Psikolojik rahatlayan insanın davranışları da daha olumlu seyir izliyor.

İslam dini, toplumu fertlerden başlayarak ihya ve inşa etmeyi esas alır. İnsani ilişkilerin iyi bir hal alması, herkesin bir birine karşı vazife ve sorumluluklarını yerine getirmesi, o toplumun huzurunu sağlayan en önemli etkendir. Bunun en önemli ayağı da oruç tutarak fakirlerin halini bizzat yaşayarak anlamaktan geçiyor. Hiçbir refah hayat yaşayıp başkalarını görmemezlikten gelen hatta elinde bulundurduğu variyetle fakirleri ezen insanların mutlu olduklarına şahit olmanız mümkün değildir. İşte oruç bir yönüyle fakirlerin zenginlere karşı kini, nefreti, husumeti ve düşmanlığı bertaraf eden, bununla hem zenginin hem de fakirin huzurla ve beraberce sorunsuz yaşamasına vesile olan bir ibadettir.

Kalbin rahatı mutmain olmasıyla, ruhun rahatı ibadet ve itaatten, beynin rahatı az bir meşguliyetten, bedenin rahatı az yemek içmek ve az uyumaktan, vicdanın rahatı fakirin halini anlayıp onlara yardım etmekten geçer.

Oruç tutarak ruhun beslenmesine fırsat tanıyan insan daha olumlu ve pozitif düşünmeye başlar. Çözemediği sorun kalmadığından kendini rahat hisseder. Çözemediği sorun diyorum şunun için; bir defa bu ibadeti yerine getiren bir insan biliyor ki: “Ben aslında her şeyin sahibi değilim; beni yoktan var edenin emrindeyim. Sahip olduklarım bile O’nun bana vermesiyle mümkün. O benim elimdekileri bile bazen kullanmama müsaade etmeyebiliyor. Öyleyse her şeyi benim halletmem mümkün değil. O zaman kafamı her olmayacak şeyle meşgul edip yorulmama da gerek yok.”

Yemek ve içmek bedenin yorulmasına sebep oluyor. Bir sene boyu devamlı çalışan mide beyine olumsuz sinyaller göndererek insanın, ruhunda ağırlıklar hissetmesine sebep oluyor. Oruçla bedenen rahatlık hisseden insan ruhen de rahatlıyor ve her davranışı da rahatlığın vermiş olduğu güdüyle daha olumlu ve güzel oluyor.

İnsanın en büyük sıkıntılarından bir diğeri ise belirsizlik kaygısıdır. Anlamı olmayan, ahrete dönük bulunmayan bir hayat anlayışı insanın içini kemiren; en fazla strese sokan bir durumdur. Allah’ın emri gereği ibadet eden bir insan yönünü ahrete döndürmenin, yaratılış gayesini anlamış olmanın huzur ve sükûneti içerisinde olur. Hele hele mükâfata nail olmanın beklentisi, onu daha da mutlu ve huzurlu eder ki, oruç ibadetinin ahrete dönük mükâfatlarını saymakla bitiremeyiz. Bir defa onun sevabını Allah üzerine almış. Oruç tutanların cennete özel bir kapı olan Reyyan kapısından içeri gireceklerini Allah resulü bildirmiştir.

Selam ve dua ile…

En Çok Okunan Yazıları

DİĞER YAZILAR
Oruç ve diğer ibadetler bizlere neler kazandırır? Ramazan’ı Kuşanmalıyız Bunca sene aldığımız nefesin hesabı ne olacak peki?! Bunca sene aldığımız nefesin hesabı ne olacak peki?! Düğünlerini Ahrete Erteleyen Şehitler Acılarımız Bizi Birbirimize Kenetledi.. Zalimler için Ağıt Yakılır mı? YILBAŞI BİZİM NEYİMİZ OLUR? ENGELLİ OLMAK O’NU ANIYORUZ! BİR MEHMET TANIDIM… BİR MEHMET TANIDIM… SEFER BİZDEN, ZAFER ALLAH’TAN DEPREMDEN NASIL KORUNURUZ? Asrın Hastalığı Kibir DİYARBAKIR ANNELERİ… KURBAN BİR TESLİMİYETTTİR SAYGI VE HÜRMET KALMADI ONURSUZ VE AHLAKSIZ YÜRÜYÜŞ… Çocuk Eğitiminde Sevgi Ve Hoşgörünün Önemi DÜĞÜNLERİMİZ EZİYETE DÖNÜŞMEMELİ KADİR GECESİNİN FAZİLETİ ORUÇ VE NEFİS TERBİYESİ HOŞ GELDİN ŞEHR-İ RAMAZAN BİTMEYEN TESETTÜR DÜŞMANLIĞI Kandiller Geçidi Üç Aylar ÜÇ AYLAR’I NASIL GEÇİRMELİYİZ? 28 ŞUBAT’I UNUTMADIK! KUYRUK ACISI! İMANIN TADI NASIL ALINIR Selam Deyip Geçmeyin! AH HOCAM AH! FİTNE BELASI ÇOCUKLARA CAMİYİ SEVDİRMELİYİZ GÖBEK BAĞI SEVGİNİN SECERESİ BİZ BUYUZ İŞTE! KUL HAKKI KADIN-ERKEK EŞİT MİDİR?
Copyright 2016 - 2019 Tüm Hakları Saklıdır