menüler
HAVA DURUMU

DÜĞÜNLERİMİZ EZİYETE DÖNÜŞMEMELİ

Abdullatif ACAR
Abdullatif ACAR
11 Haziran 2019, Salı
Müziğin sesi sonuna kadar açılarak sokak ortasında düğün yapılıyor. Yanınızda ki insanın konuşmasını bile duyamıyorsunuz. Mahallede düğün başladığı zaman birkaç gün süreceği tahmin ediliyor ve ona göre tedbir alma gereği bile duyuluyor. 
 
Cemaatimden birinin hasta babasını arabayla götürdüğünü gördüğümde “nereye götürüyorsun babanı? Acil bir durum mu söz konusu? diye sordum. “Yok hocam! Malumunuz babam ağır hasta, yan komşunun düğünü var, bitene kadar babamı ablamın evine götürmeye karar verdik.” Cevabını aldım. “Bize ne oluyor böyle?” Demeden edemedim. Hâlbuki ki biz, bir evde hasta olduğunu, satıcıların geçerken daha dikkatli olmaları gerektiğini anlatmak için kapılarına işaret koyan ecdadın torunlarıyız. Biz, kuran ve sünnetin bize telkin ettiği ahlakı şiar edindiğimiz zamanlarda hem güçlü ve örnek bir millet olduk hem de bütün farklılıklarımızla rağmen karşılıklı sevgi saygı ekseninde beraberce huzuru ve mutluluğu en zirvelerde yaşamayı başarmış, herkesin imrenerek baktığı dedelerin torunları olmanın onurunu yaşadık.
 
Ancak ne devir o zaman ne insanlar aynı hassasiyette. İnsan inandığı gibi yaşamayınca yaşadıkları gibi inanmaya başlıyor. Bunu şimdi daha iyi görüyoruz. Değerlerimiz aşınmış, kıymet verdiklerimiz kıymetsiz hale gelmişse, hak, kavramı bize dokunana kadar dillerde yerini almıyorsa, merhamet nefsimizin sınırına kadar daraltılıyorsa elbette ki ellerimizin arasına kafamızı alıp çok düşünmemiz gerekiyor çook...
 
Bildiğiniz gibi, İslam dininin gönderiliş gayesi insanın huzur ve saadetini temin etmektir. Buda karşılıklı hak ve hukukumuza riayet etmekle mümkündür. Çünkü bizim dinimiz başkalarına eziyet etmeyi zulüm olarak niteler. Mesela yüksek sesle müzik dinlemek, sokak ortasında bağırıp çağırmak, üsteki komşunun alttakini rahatsız edecek faaliyetlerde bulunması, araba kornalarını lüzumundan fazla kullanmak, görsel ve sözel olarak rahatsız edici davranışlarda bulunmak, trafik kurallarına riayet etmemek gibi birçok yanlış davranışı sayabiliriz. Kul hakkı ihlali olan bu davranışlar toplum içerisinde yaşamayı benimseyememiş, toplumun kurallarını özümsememiş insanların düştükleri hatalardır. Mümin, emniyet ve güven telkin eden insandır. Eliyle, diliyle sözü ve davranışlarıyla insanlara zulmedenler asla huzur ve saadeti yakalayamaz. Özellikle bu, komşular arasında daha farklı bir önem arz eder. Dolayısıyla birçok hadisi şerifinde Allah resulü bu hususta bizi şiddetle uyarmıştır.
 
Bir hadisi şerifindeki şu uyarı hak ihlali yapanların kulaklarına küpe mahiyetindedir:
 
“Komşuya eziyet eden bana eziyet etmiş olur.” (Rumuz el Ehadis, 395, 7)
 
Toplumda kabul gören bazı kötü adetler ve görenekler vardır ki çeşitli dayanak ve sebeplerle normalmiş gibi algılanıyor. “Bana ne, “Bunu değiştirmeniz imkânsız” veya “Eski köye yeni adet mi getireceğiz.?” Ya da “Ata ve dedelerimizden biz öyle gördük” diyerek yanlışlarımızda ısrar edince, çözümü bulmakta zorlaşıyor. Elbette ki güzel gelenek ve göreneklerimiz İslam’ın emirlerini yaşama hususunda bizler için motive kaynağıdır. Aynı oranda kötü geleneklerde İslami değerlerimizden bizi uzaklaştırıyor.
 
Hele özgürlük adı altında yapılan yanlışlar var ki tahammül sınırlarımızı zorluyor. Halbuki bir söz vardır “sizin özgürlüğünüz ancak başkalarının özgürlük alanına kadardır” ondan ötesi özgürlük değil, haksızlıktır. Bu bağlamda düğünlerimizle ilgili İslam’a uymayan birçok adetlerimiz var mutlaka! Bunu burada anlatmamız mümkün değil, ancak birçok yerde sokaklarda yapılan düğünlerin, müzik seslerini sonuna kadar açarak insanları rahatsız ettiği herkes tarafından da bilenen bir gerçek. Bu şekilde sorumsuzca yapılan düğünleri sevinç ve mutlulukla izah etmeye kalkışmakta başka bir yanlış. Siz sevinirken yaşlı, hasta, insanlar üzülüyor, başkaları mağdur durumuna düşüyor. Sevinç ve mutluluğu başkalarının üzüntü ve zararları üzerine kurmaya çalışmak, saadetiniz için kurulan evliliklerde de huzur vermiyor.
 
Elbette ki sevinçlere ortak olmak, kederleri paylaşmak bir Müslümanın diğer Müslüman üzerindeki hakları arasındadır. Müslümanı tarif ederken dinimiz bir kriter ortaya koyuyor: “Kendin için istediğini Müslüman kardeşin içinde isteyecek, kendine reva görmediğini başka birisine de reva görmeyeceksin.”
 
Hele hele ezanın okunma saatine denk geliyorsa düğünlerimiz daha bir hassasiyet gösterilmeliyiz. Çünkü burada ki ihmalkarlık sadece bir kişinin hakkını ihlal değil, bütün İslam ümmetinin hakkının ihlalidir. Cami içerisinde bile yanınızda düğünün borazanı ötüyorsa huşu ve huzur içerisinde ibadet etmeniz mümkün olabilir mi? Ezanın okunmasını gürültüden duyamıyor düğün sahibi, birilerinin uyarısıyla geçici bir süre müzik durduruluyor. Ezan mazeretmiş gibi konuklardan özür dileniyor. Sonra namaz başlayınca yine aynı hak ihlali devam ediyor. Bunları anlatırken taksimde ezan için ıslık çalanlar hatırıma geldi. Bunun ne kadar kötü olduğu husussunda yazıldı çizildi; günlerce bu tepkiler için yer ayırıldı gazete köşelerinde ve televizyon ekranlarında. Benimde bu konuda yazdığım yazılarım oldu. Aynı tepkiyi bu kardeşlerimiz içinde göstermemi abartılı kabul etmeyin lütfen! Elbette ki düğün sahiplerin bunu ezanın sesini bastırmak için yaptıklarını kesinlikle söylemiyorum ancak ister bilinçli olsun ister bilinçsiz olsun aynı işlevi yapıyor yani ezanı susturulmuş oluyor. Sonuç olarak; ortada bir suç söz konusu. Bezen bilinçsiz yapmak, ihmal nedeniyle bu hataya düşmekte mazeret olarak kabul edilemez. Çünkü bilmemekte başka bir suçtur. Ezanın hangi saatte okunacağı namazın tahmini ne kadar süreceği belli.
 
Bu gibi hak ihlali karşısında herkes kendi üzerine düşen meşru tepkilerini göstermesi gerekir. Zulme rıza zulümdür. Haksızlık karşısında susmak bir mümine yakışmaz ancak bu gibi davranışın yanlış olduğunu usulüne göre anlatmalı ve ikna yoluna gitmeliyiz. Pekâlâ kısık sesle de bunun olabileceğine ikna etmeliyiz. İkincisi belki en önemlisi yetkili kurumların buna bir çözüm bulmasıdır. Yürürlükte olan kanun ve yönetmelikler yazıda kalmamalı. Bununla beraber her şeyin kolluk kuvvetleriyle hal yoluna gidilmesi de pek tercih edilmemeli. İnsanların hatalarının farkına varıp, empati yaparak bu yanlışlıktan dönmesi daha kalıcı ve kolay olur. En önemlisi alternatif imkanlar sunulmalı. Belki belediyeler olarak, fakir mahallerde ucuz fiyatlarla insanların faydalanacağı düğün salonları inşa edilip, bu salonlara insanları yönlendirmek için çeşitli çalışmalar yapılmalı. Toplumsal bir bilinç oluşturmak adına bu konuda eğitimler verilerek; duyarlılık oluşturulup bu sıkıntı çözüme kavuşturulabilir.
 
Selam ve dua ile…

En Çok Okunan Yazıları

Copyright 2016 Tüm Hakları Saklıdır