menüler
HAVA DURUMU

BİR MEHMET TANIDIM…

Abdullatif ACAR
Abdullatif ACAR
29 Ekim 2019, Salı
Bir adam tanıdım; adam gibi adam! Adı Mehmet; gözü pek, gönlü geniş, kalbi rahat, imanı güçlü, cesareti dağları yerinden oynatacak kadar çok. “Kim var” dendiğinde arkasına bakmadan yürüyen bir Mehmet; ölümü öldüren, ölümle alay eden Mehmet; korkusuz Mehmet. Edirneli Ali dayının oğlu, Batmanlı Ahmet amcanın yeğeni, Diyarbakırlı kürk kökenli Hacir’e ninelerin torunu, Laz Hasan’ın, Çerkez Metin’in, Avşar Süleyman amcanın biricik evladı Mehmet! Yaşına başına bakmadan cepheye koşmak için dilekçe veren, 70 yaşını geçmiş piri fani bir Mehmet. Dağda çobanlık yapan, köyde çiftçilikle uğraşan, şehirde esnaf, dairede memur Mehmet… Varını yoğunu Mehmetçiye bağışlayan “Bende varım” diyen binlerce Mehmet…
 
Biz, Mehmetçik ismini Hz. Muhammet Mustafa’dan aldık, Muhammed’in asker ocağına kayıt olduk Onun için Bedirde, Uhut’da, Çanakkale’de, Dumlupınar ve istiklal harbinde ki ruhla yollara koyulduk. Ocağımız tütüyorsa, bu ocak Peygamberin ocağıdır. Kelle koltukta düşmanların aralarına korkusuzca atılıyorsak, imanımızdadır.
 
Ölüme yokluk diye bakmayan bir inanca sahibiz. “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin, aksine onlar diridirler ancak siz fark edemiyorsunuz” (bakara, 154) ayetiyle öldükçe dirilen Mehmetleriz biz; “Kimse öldükten sonra dünyaya geri dönmek istemezken şahadet şerbetini içip tekrar dünyaya gelip şehit olmayı ” arzulayan bir Mehmet!
 
Düğüne gider gibi cepheye mehterle giden, cehenneme dönmüş, kurtların ve çakalların cirit attığı bölgeye uğurlanırken “çay içip döneceğiz” edasıyla kalleşleri, hainleri hafife alan bir Mehmet… Uhutta ki Saad’ın imanını taşıyan Mehmet! Hayatta en çok arzuladığı evliliğine ramak kalırken “ Haydi cihada” çağrısıyla “Bizim düğün ahrete kaldı” deyip harp meydanında peygamberin kucağında cennete uçan Saad’ın kaderini paylaşan; “vatan sağ olsun” diyerek 3 aylık evladını beşikte bırakıp şahadet şerbetini içen, daha yeni nişanlanmış; düğününü ahrete erteleyen… Yeni aldığı evde oturmak nasip olmayan “ Düşmanlar her taraftan ak babalar gibi üzerimize saldırırken, oturulacak, yatılacak, evlenilecek vakit değil” deyip cennete kanat çırpan binlerce Mehmet…
 
Görmediğimizi inkâr etmeyen, gördüğümüzden korkmayan; hainlerin korkulu rüyası, düşmanın kâbusu, dostun ümidi Mehmet... Dünyaya ün salmış, beklenen, özlenen, sevgiyle kucaklanan; şehit babasının eliyle gözyaşları silinen, kendisine “sakın ağlayıp düşmanı sevindirme” denilen Mehmet! Kendine kurşun sıkanın önüne sıcak çorba koyacak kadar geniş yürekli, kurşun sıkanın yarasını pansuman yapacak kadar babacan Mehmet…
 
Ülkeleri feth etmek kolaydır, binlerce masum insanın üzerine bomba yağdırıp o yelelerde hak iddia etmek ahlaki olmadığı halde olağandır. Önemli olan gönülleri feth etmektir. Gönüller fethedildi mi, girdiğiniz yerlerde merhametiniz ve şefkatiniz tescillendi mi, işte gerçek fatih sizsiniz, askerlerinizde Mehmetçiktir.
 
Bir pireye yorgan yakmak bizim kültürümüzde yoktur. Bin mazlum içerisinde bir cani ve zalim varsa maharet onu bulup cezasını kesmektir. Bin cani içerisinde bir mazlum varsa ona zarar vermeden hedefe ulaşmak vardır bizim savaş anlayışımızda.
 
Batılı emperyalistlerin “Demokrasi getireceğim” bahanesiyle şehirlerde taş üstünde taş, baş üstünde baş koymayarak oraları hayalet şehir haline getirirlerken bugün, Mehmetçiğin girdiği yerlerde çölleşen yürekler yeşermeye başladı bile; buruk kalplere can geldi. Çocuklar yeniden gülmeyi
 
öğrendi, korkuyla bakan gözlerde ümit ışığı belirdi. Masumlar, uzun bir aradan sonra ümit tohumlarının yeşerdiğine şahit oldu. Girilen beldelerde, minarelerden ezan sesleri yükselince o müjdeyle herkes kapıya, bacaya, işine gücüne koşuşturmaya başladı. Tencere kaynıyorken, seyyar fırınlardaki ekmeyin kokusu sokaklara yayıldı, dertli olanlar kurulan sahra hastanelerde dertlerine derman için sıraya girdiler… Demek ki güç yürek işiymiş, güç, gönülden gelince anlam ifade ediyormuş. zalimlerin gücü ancak mazlumun kin ve intikam ateşini körüklemekten başka işe yaramaz. Bugün, katledilen, evinden yurdundan sürülen milyonlarca mazlum ve garip Müslümanların üzerinden petrol yataklarının hesabını yapanlar, bin bir türlü hile ve dolanla Yahudi ve emperyalistlerin değirmenine su taşıyanlar elbette bir gün, kan gölüne dönen Ortadoğu’da boğulacaklardır.
 
Öyle buyurmuyor mu Allah azze ve celle:
 
“ Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın, eğer inanmışsanız, üstün gelecek sizlersiniz.” ( Ali İmran,139)
 
Son söz:
 
Düşmanlarımızın çokluğundan değil, Mehmetçiğimiz, Muhammed’in ordusundan firar ettiğinde, iman ve ihlâslarında zayıflık olduğunda korkun!
 
Selam ve dua ile…

En Çok Okunan Yazıları

Copyright 2016 Tüm Hakları Saklıdır