menüler
KAYSERİ HAVA DURUMU

Ekonomide tek haneli daralma...

Şenel GÜNGÖR
Şenel GÜNGÖR
08 Eylül 2020, Salı
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Milli Gelir, uzun adı ile Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) 2020 yılı ikinci çeyrekte
(Nisan-Mayıs-Haziran) bir önceki yılın aynı çeyreğine göre genel olarak yüzde 9.9 küçüldü.
Küçülmenin sektörel detaylarına kısaca baktığımızda ; 
İkinci çeyrekte elektrik tüketiminde yüzde 15 gibi bir düşüşe paralel olarak, toplam sanayi sektörü  yüzde 16.5 oranında, yani genel küçülme oranı olan yüzde 9.9 daha fazla daralırken, imalat sanayii ise yüzde 18.4 oranında daraldı (imalat sanayiinde 2019’un aynı dönemindeki daralma yüzde 6.6 idi).
Pandemi nedeni ile en fazla darbe alan hizmetler sektöründe küçülme yüzde 25.8 oldu.
İnşaat sektörü yüzde 2.7 kamu sektörü  ise yüzde 2.4 daraldı.
İhracat, yüzde 35.3 azalırken, ithalattaki azalma yüzde 6.3 de kaldı.
İki yıldır sürekli azalan yatırımlar bu dönemde yine yüzde 6.1 azaldı.
Buna karşın, finans ve sigorta sektörleri kredi ve parasal genişleme politikalarının sonucu olarak, tahmin edileceği üzere  yüzde 27.8 oranında büyüdü. 
Ancak bu sonuca göre, finans sektörü ve reel sektör arasında reel sektör aleyhine bir durum söz konusu.
Bilişim sektörü,  eğitim başta olmak üzere kamu ve özel sektördeki faaliyetlerin büyük çoğunluğunun sanal ortama taşınmasının sonucu olarak yüzde 11 büyüdü.
Tarım sektörü yüzde 4, gayrimenkul sektörü de  yüzde 1.7 büyüdü.
2019’da milli gelir 761 milyar dolar iken, mevcut durumda milli gelir 742 milyar dolara geriledi.
Milli gelirdeki 20 milyar dolara yakın daralma sonucunda, 2019’da kişi başı milli gelir 9200 dolar iken, güncel  durumda kişi başı milli gelir 
9 bin doların altına gerileyerek, 8.964 dolar olarak gerçekleşti.
En büyük temennimiz,  tüm kalemlerdeki daralmaların geçici olması ve rakamların birkaç yıl öncesi gibi tekrar  büyüme trendine geçmesidir.
Ancak, pek öyle gözükmüyor.
Zira, birçok ülkede olduğu üzere ekonomide bizim ülkede rakamlardaki küçülmenin pandemi ile başlamadığı, daralmaların birkaç yıl öncesinden geldiği gerçeği ortada.
Daha da önemlisi, Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK) tarafından 2020 yılı ikinci çeyrek (Nisan-Mayıs-Haziran) için, 2019 yılının aynı çeyreği ile kıyaslanarak açıklanan rakamlar konusunda ekonomistlerin aynı görüşte olmamasıdır.
Devletin kurumları tarafından açıklanan verilere, bilgilere duyulan güvenin erezyona uğraması, vatantaşlarla birlikte, hem iç hem de dış yatırımcılar için oldukça sıkıntılı bir durumdur. 
Bu durum iç ve dış sermaye hareketkerini sınırlar, ekonomide zincirleme olarak küçülme ve krizleri tetikler.
Örneğin; Aynı dönemde ABD ve İngiltere gibi ülkelerin de yaşadığı daralma rakamlarını gösteren bir tabloyu sosyal medya hesabından paylaşan Bakan Sn.Berat Albayrak, “Dünya ekonomilerini durma noktasına getiren yüzyılın felaketi pandeminin etkilerini 2. çeyrekte hissedeceğimizi biliyorduk. Kötümser tabloların aksine  GSYİH’daki daralma oranımız, dünya ülkelerine kıyasla iyi bir sonuç verdi.Türkiye ekonomisinin temelleri sağlam, dinamikleri kuvvetli”, şeklinde bir pozitif  değerlendirmede bulunurken; 
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nin eski Baş Ekonomisti Sn.Hakan Kara’nın  sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, ABD ve birçok diğer ülkenin ekonomideki rakamları hesaplama tekniklerinin çok farklı olduğuna vurgu yaparak; 
Hazine’nin paylaştığı  tabloda Türkiye’nin de aynı metodoloji ile hesaplama yapması durumunda küçülmenin yüzde 9.9 değil, yüzde 40’a yakın olacağını ifade eden Sn.Kara, “Bizdeki yüzde 9.9 küçülme verisi, önceki yılın aynı çeyreğine göre değişim oranını gösteriyor. Yaklaşık yüzde  32 daralma gösterdiği ifade edilen ABD verisi ise önceki çeyreğe göre değişimin yıllıklandırılmış hali. ABD gibi hesaplasaydık ikinci çeyrekte bizdeki daralma yüzde 40’a yakın olacaktı” şeklinde farklı bir değerlendirmede bulundu.
Devlet yetkilileri ve kurumları tarafından açıklanan ekonomideki gidişat ile ilgili rakamlara, deneyimli iktisatçıların somut argümanlarla itirazlarını başka örneklerle çoğaltmak da mümkün.
Nitekim, salgın genelde  ülke ekonimilerinde ciddi  küçülme sebebi olmuşken, bizim bu durumdan kurtulmamız zaten olanaksızdır. 
Hatırlarsınız,  salgından önce “ABD hapşırırsa, tüm dünya soğuk algınlığı kapar”,  şeklinde klasik bir söylem vardı. 
Mevcut durumda ABD resmen zatürre olduğuna göre, diğer ülkelerin hali nice ola !
Tabi ki yerküreyi etkisi altına alan ve ne zaman biteceği/bitmeyeceği henüz belli  olmayan pandemi,  bu küresel dünyada ülke ekonomilerini çok  etkileyecektir.
Ancak; Türkiye’nin sorunu, altı aydır dünya ile birlikte yaşadığımız pandemi ile sınırlı değildir. 
Bizdeki sorun; Birkaç yıldır süreklilik arz eden iktisadi bünyedeki sıkıntıların üstüne salgının da eklenmesidir. 
Hal böyle ve her  şey gayet net iken ; bir taraftan “biz çok iyiyiz, birçok ülkeden pozitif ayrışıyoruz” deyip,  diğer taraftan  dünya ekosisteminde kabul görmeyen ekonomideki hatalı uygulamaların yanında, artık  ülkeler için ekonomik değer olarak bilinen “hukukun üstünlüğü ve adalet sistemindeki erozyon, insan hakları, basın ve siyasi özgürlükler” konusunda birkaç yıl öncesi ile kıyaslandığında geriye düşüşümüz, devlet yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirlik konusunda yasama , yürütme ve yargıdan oluşan güçlerin arasındaki dengenin bozularak ve demokratik sistemden uzaklaşarak, gücün merkezinin yürütme elinde toplanmış olması şeklindeki algılar/olgular sonucu ;  
Yükselişi durdurmak için milyarlarca dolar rezerv harcanmasına rahmen, yukarı doğru  tırmanışda ısrarcı olan döviz kurunun, gelmeyen ya da çekip giden yabancı sermayenin, artan iç ve dış borçlanma maliyetlerinin, yabancı ülke piyasalarında yapılamayan swap (milli para takası) işlemlerinin nedeni olarak;  
“Herkes bize düşman, bizi kıskanıyorlar, çekemiyorlar” şeklinde, sadece milliyetçilik duygularını hareketlendirecek, kabartacak  ve/ya siyasi tabanı konsolide etmeye yarayacak, olguya-mantığa
matemetiğe  aykırı  ve farklı soslarla bezenmiş retoriğe/söylemlere sığınmak,  doğrusu ülkemize fayda değil, başta itibar ve güven kaybı olmak üzere, telafisi zor olan ciddi zararlar getiriyor.
Zira, pandemi sürecinin ilk aylarında başta sağlık sistemimizin elverişliliği, sağlık ordumuzun fedakarlığı ve yoğun çalışma temposuna bağışıklığı sayesinde, devlet yetkileri tarafından iddialı açıklamalara duyulan güvenin de ne yazık ki hem ülkemizde, hem de uluslararası eranada çok azaldığını görmek üzücü.
 Artık çoğumuz, Sağlık  Bakanlığı’mız tarafından günlük olarak açıklanan o meşhur turkuaz renkli tabloya değil, bildiğimiz, güvendiğimiz sağlık çalışanlarının, yerel yöneticilerin söylemlerine mahallemizin, şehrimizin rakamlarına bakıyoruz. 
Hal böyle olunca; ekonomideki kavramları sağlık jargonu ile ifade edersek, sonuç alıcı en iyi  tedavinin ilk şartı, kişinin hasta olduğuna inanması ve hekimin de hastalığa doğru teşhis koymasıdır.
Bunun için de MR-Tomografi, kan tahlili vb birçok tetkik metodundan faydalanılır. Ve nihayetinde tedaviye geçilir. Planlı bir şekilde sonuç alınana kadar  tedavi süreci devam eder. Çaresiz/ilerlemiş hastalıklar dışında, çok geç kalınmadığında, ilerleyen bilim ve  tıp teknolojisi sayesinde hastalar tedavi edilebilir.
Sonrasında da hastalığın nüksetmemesi için  koruyucu/önleyici tedbirler devreye girer.
Ekonomi de öyledir. Hem pandemi öncesinden gelen, hem de pandemi ile pik yapan iktisadi bünyedeki sorunların çözümü, önce onları kabul etmek ile başlar.
2020 yılbaşından beri Türk Lirası dolar karşısında yüzde 25’ lere varan değer kaybetti… 
Üzerine de her ne kadar tek haneli küçülme çıkarmak için biraz uğraşılmış gibi de olsa da  ekonomi yüzde 10’a yakın daraldı. 
Yani bu durumda biz TÜİK verilerine göre de zaten yüzde 35 fakirleşmiş durumdayız. 
Her ne kadar dolar ile maaş almasak bile, uluslararası arenada karşılaştırmalar bile rezerv para olduğundan dolayı dolar bazında yapılıyor.
Onun için dolar anne karnından başlayarak, mezara kadar ki; mezar parası da dahil  hepimizi ilgilendiriyor.
Özellikle yükselişler dar ve sabit gelirli tüm vatandaşları çok etkiliyor.
Mesala;  doğalgaz-petrol fiyatları dünyada düşerken, bizde yaşanan yüzde 25’lerdeki devalüasyon nedeni bu ürünlerde fiyat genelde değişmiyor. Ya da artmaya devam ediyor ! 
Yine, dolar dünyada birçok ülke parası karşısında değer kaybederken, TL karşısında değer kazanıyor !
Velhasıl, dünya arenasında küresel ekonomideki domino taşları birbirini eskisinden daha hızlı yıkıyor.
Salgın tarafına baktığımızda da resmi makamlarca  “birinci dalganın ikinci pik seviyesi” olarak tanımlanan ve yüksek seyreden vakaa sayısı ve kaybettiğimiz insanlarımız dikkate alındığında, birşeylerin ters gittiğinin vatandaş olarak zaten farkındayız.
Hal böyle olunca, resmi makamların daha gerçekci ve şeffaf olması vatandaşın da belki daha duyarlı davranmasını sağlayacak ve başka kaynaklardan bilgiye ihtiyaç  duymayacaktır.
Bir çoğumuzun deneyimlemiş olabileceği üzere,  sorunların çözümünde ister  kişiler arası  ve/ya aile içi, ister kamusal alan olsun, güven veren iletişim  ve etkileşim  her zeman iyi sonuçlar çıkarır.
Türkiye  Cumhuriyeti Devleti de kurulduğundan bu yana çok krizler atlattı. Bunlar da geçecek. Yeter ki; doğru  politika ve strateji geliştirebilelim.
 
Şöyle de bir gerçekliğimiz ve deneyimlerimiz var :  Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren ülkemizde yaşanan  yüksek kalkınma dönemleri hep doğru planlamaların eseri olumuştur.  
Mesela; 1933’de yapılan “1.Sanayi Planı”.
Bu plan sayesinde, Türkiye “1929-30 Dünya Buhranı” ndan daha hızlı çıkabildi.
Yine, 1959 krizinin ekonomik sonuçları ve aynı yıl ilan edilen “moratoryum”a rağmen 1963’ de yapılan “Birinci Beş Yıllık Plan” ve sonraki dönemlerde yapıla gelen ve sonuncusu, 2019-2023 dönemini kapsayan 11.Kalkınma Planı...
İçinde  bulunduğumuz yüzyılın başında ekonomimizi alt üst eden ve 40-50 milyar dolar kaybettiğimiz, yirminin üzerinde bankanın battığı, devlet bakanlarının görev zararı denen, aslında siyasilerin hatalarından kaynaklı  eski para ile katrilyonların  buharlaştığı,  onbinlerce beyaz ve mavi yakalı insanımızın işsiz kaldığı, yüzlerce işletmenin kapandığı
2001 Finansal Krizi”nden çıkış  başarısı da, başta kamu olmak üzere harcamaların kısılması ve yatırımların, yapılacak faaliyetlerin önceliklendirilmesi ile birlikte, uygulanan doğru ekonomik politikalar sayesinde gerçekleşmiştir. 
Ki; 2001 krizi sonrası uygulanan mali disiplin ve yaratılan güven ortamı sayesinde, yakaladığımız ekonomik başarının meyveleri ülkemizi neredeyse 2015’lere kadar idare etmiştir.
Lakin; plan yapmak, küçülme rakamlarını tek hanede tutmak, enflasyonu, işsizliği düşük göstermek marifet/ başarı değil. 
Bu tarz hatalı uygulamalar, palyatif, günü kurtarıcı çözümler, ölçüsü kaçan popülist yaklaşımlar, sorunları  halının altına itmek olur.
Ki; birikmiş  sorunları çözmek devletler ve vatandaşları açısından her zaman daha maliyetli, acıtıcı ve çok da risklidir. 
Hele ucunda ölüm olan pandemi sürecinde kasıtlı olmasa da yapılan yönetim hataları ve/ya farklı kaygılarla yaşatılan şeffaflık  sorunları da vatandaşlar ve uluslararası  erenada da ciddi güven ve itibar kaybına yol açar. 
Sağlık için; Maske+Mesafe+Hijyen

En Çok Okunan Yazıları

DİĞER YAZILAR
Copyright 2016-2019
Kayseri Anadolu Haber Gazetesi
Kayseri Haber, Son dakika Kayseri haberlerini buradan takip edin. En son kayseri haberleri Kayseri Anadolu Haber'de.

Sitede kullanılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve meteryaller hiçbir şekilde kullanılamaz!

Künye

Yazarlarımız

İletişim

Adres

Sahabiye, Ahmet Paşa Cd. No:7, 38010 Kocasinan / Kayseri

Telefon

+0.352 222 51 13 - 14

Email

kayserianadoluhaber@msn.com
Copyright 2016 - 2019 Tüm Hakları Saklıdır