menüler
HAVA DURUMU

Diriliş Ertuğrul ve Payitaht...

Vedat SAĞLAM
Vedat SAĞLAM
11 Aralık 2017, Pazartesi
Kimi Avrupa ve Amerikalı yönetici ve gazeteciler Diriliş Ertuğrul ile Payitaht/Abdülhamit'den rahatsızlarmış... Bunu açıkça deklare etmekten de çekinmemişler. Efendim, rahatsız olmaya devam etsinler, çünkü sırada Kut'ül Amare var daha. Ve belki de bilmediğimiz daha başkaları...
 
Bu iki film bile kimi Avrupa ve Amerikalıları rahatsız ettiğine göre, doğru yoldayız demektir. Bu iyi haber...
 
Gerçekten de filmlerin izlendiği saatlerde millet olarak televizyon karşısına geçip, dört gözle izliyoruz. Hatta yetmiyor, kimileri internet üzerinden tekrarlarını izliyorlar. O da yetmiyor, hafta içi iş yerleri ve dostluk muhabbetlerinin konusunu bile çoğunlukla bu iki film oluşturuyor.
 
Aslına bakarsanız filmlerde geçenler sadece slogan, ötesi yok. Düşünebiliyor musunuz, buna rağmen kurgulanmış iki filmde geçen kimi milli ve dini söylemlerden bile adamlar rahatsızmış. Yani bu, kimi ABD ve Avrupalıların kendi özgün kimliğimize dönmemizden korktuklarını gösteriyor. Yakında Avrupalı liderler ile ABD başkanının da bu filmlerle ilgili, ekrandan kaldırılmasına dair özel ricalarına rast gelirseniz, şaşmayın.
 
Yıllarca hem televizyon ekranlarımızı, hem sinema salonlarımızı işgal ettiler, kendi kültürlerini sattılar, kültür erozyonu oluşturdular, ama yine de TRT'nin çektiği iki filmden oldukça rahatsızlar. Ne güzel, biraz da onlar rahatsız olsunlar.
 
Bunun anlamı büyük, yadsımamak gerek.
 
Diyeceğim o ki, kaliteden ödün vermeden bu filmleri çoğaltmak lazım. Zihnini Batılı değerler işgal etmiş kimi işbirlikçiler rahatsız olsalar da, milli ve yerli halk bu filmlerden çok memnunlar. İnanın sokaktaki delikanlının bile karakteri bu filmleri izledikten sonra değişiyor, kim olduğunun, tarihinin derinliklerinin farkına varıyor, kişiliği düzelme yoluna giriyor. Ben bunu kendi öğrencilerim üzerinde rahatlıkla görebiliyorum. Filmlerin konusu açılınca öyle bir heyecanlanıyorlarki, görmelisiniz. Sanki hepsi birer Ertuğrul ya da Abdülhamit olmaya yeminli.
 
Burda görev sadece TRT'ye düşmüyor elbette. Devasa kültürel bütçelere sahip belediyeler, koskoca kültür bakanlığı ve milli eğitim de bu işin içine girmeli, bu konularda fikir üretmeli, proje geliştirmeliler. Ne işe yarar o danışmanlar, daire başkanları, bürokratlar? Bakın, pek çok duyarlı insan, "gençlik elden gidiyor" diye bas bas bağırıyor. Haklılar! Cafeler, caddeler, eğlence mekanları hep gençlik kaynıyor. Çoğu milli ve dini değerlerden habersiz. Haberleri olsa bile yaşamıyorlar. Ne dünyadaki gelişmeleri okuyacak vizyonları, ne gelecekle ilgili kaygıları, ne de ülkeleriyle ilgili ufukları var. Bunu, onları suçlamak için söylemiyorum. Suç biz büyüklerde. Bu gençlerin ellerinden tutulması lazım. Yarın şikayetçi olmamak için bugün, geç kalmadan bir şeyler yapmak lazım.
 
Belediyeler sürekli İstanbul'dan tiyatro, yazar, sinemacı, müzisyen getirtiyor. Olsun. O da lazım. İstanbul'da neler üretiliyor, görmemiz için lazım. Fakat kendi şehrinde üreten bir çok
 
genç var, onlar neden keşfedilip, değerlendirilmiyor. Ben mesela gezerken kimi yerlerde bağlama, gitar, saz çalan, klarnet üfleyen gençler görüyorum, vatandaşlar da ilgi gösteriyorlar. Bunları yetkililer görmezler mi? Sahi, yetkililer nerelere takılırlar? Hiç caddelere, sokaklara çıkmaz, vatandaşlarla sohbet etmezler mi? Bizim gördüklerimizi onlar görmezler mi? O kadar mı uzaklar halka. Bu gençlere ciddi manada eğitimler aldırarak hem milli ve dini konularda doyurmak, hem de ürettiklerini daha çok geliştirmeleri açısından imkanlar sunulamaz mı? Çok mu zor? Hele bu zamanda! Ödüllü kısa film çekimleri, senaryo yazımları, tiyatrolar, öykü ve şiir yarışmaları, geleneksel sanatlar, fotoğraf çekimleri... Aklıma şu anda gelen bir kaç sanatsal faaliyet. Hatırlarsınız, Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethettiğinde ilk yaptığı işlerden biri de, Avrupa'daki sanatçıları İstanbul'a davet etmekti. O büyük sultanın danışmanları, bilimle sanatın paralel yürüdüğünü, sanat olmadan kalkınmanın sanal kalacağını iyi biliyorlardı. Ve ufukları onlara bu işi yaptırdı.
 
Oysa bugün şehrimizde yaşayan kimi sanat erbapları, sahip çıkılmıyor düşüncesi ile İstanbul'a gidiyorlar. Neden bu şehirde sanatçılara sahip çıkılmıyor, ürettiklerine değer verilmiyor da, taşınmak zorunda kalıyorlar. Bu şehri yönetip de, kendi yazarından, fikir insanından, sanatçısından haberi olmayan idareciler var ne yazıkki?
 
Bakın, Diriliş Ertuğrul filmini yapan şirket de, yapımcı da, hatta senarist de bu memleketli. Ben olsam milli eğitim müdürünün yerine, okul okul gezdiririm bu insanları, sırf gençlere örnek olsunlar, ufuk versinler diye. Heyecan yaratsalar bile şimdilik kafi. Onlara, "içinizden çıktım, sizden biriyim" mesaj verseler dahi kafi. Bu şehirde yaşayan pek çok şair, yazar, ressam, fikir adamı, fotoğraf ve Ebru sanatçısı var. Milli eğitimin elinin altında böyle bir hazine var ve bunu değerlendirmiyor. İlginç! Oysa İstanbul milli eğitim, her ilçe için yazarlarla anlaşma imzalayalı yıllar oldu. Her yazar, şair, sanatçı belli ilçede görevli ve o ilçelerin okullarını ziyarete ederek, gençlerle söyleşiyor, onlara dünyayı anlatıp, sanatsal faaliyetlere meraklıları keşfetmeye çalışıyor.
 
Yapılacak o kadar çok şey varkki... Ama ne yazık ki zaman hızlı akıyor. Bilmek dert sahibi olmak demiş eskiler. Bizim derdimiz de bu işte...

En Çok Okunan Yazıları

DİĞER YAZILAR
    Copyright 2016 Tüm Hakları Saklıdır