menüler
HAVA DURUMU

Kültür Sanat Zemini ve Önemi

Selim TUNÇBİLEK
Selim TUNÇBİLEK
08 Haziran 2017, Perşembe
Kültür sanat ve edebiyatı niçin bu kadar önemsediğimiz konusunda eleştirileriniz olabilir. Lakin hangi alandaki gelişmişlik ölçülerini dikkate alırsanız alın kültür, Sanat ve Edebiyatın yani dilin etkin kullanımını görürsünüz. Toplumların gelişmişlik düzeylerine sanatların büyük katkıları olmuştur. Düşünmedeki farklı ve çeşitlilik sağlanmadan ekonomik ve teknolojik ilerlemeden de söz açmak mümkün olmuyor. Tekdüze düşünce kalıplarıyla toplumların ilerlemesi ve kalkınmışlığı boş hayalden öteye geçemiyor.
 
Şehirlerde öyle. Onların kalkınmasını ve ciddi gelişmişliğini gösteren emarelerden biride sanatın toplum hayatındaki yeri ve etkisidir. Birbirinden etkilenmeyen toplulukların ilerleme kaydetmek söyle dursun gerileyip ilerlemiş toplumların içinde yok olarak tarih sahnesinden çekildikleri acı bir gerçektir. Bir takım sahalardaki üstünlükleriniz sizi ancak belli bir yere kadar taşıyabilir. Şayet düşünme, değiştirme ve değişime bağlı üretme gücünüz yoksa o üstünlüklerinize de zaman içinde kaybedersiniz.
 
Şehirlerde canlı bir hayatın izleri toplulukların birbirlerini etkileme ve etkilenme süreçlerinde görülebilir. Bizim bölgemizde hâlihazırda üç büyük üniversitemiz var. Bu akademik kurumların şehri nasıl etkiledikleri noktasından gözlemlerimizi paylaşmak çok gerekli. Şehirde sanayileşmenin temellerine baktığımızda yada sanayileşmenin gelişim ve değişim süreçlerine göz attığımızda akademik kurumların etkilerinden söz etmek neredeyse zor gözüküyor. Önceliğin kamu üretim mekanizmalarındaki ihtiyaçların ve birikimin yansıması biçiminde geliştiğine tanıklık ediyoruz. Yani Ölçme, değerlendirme, analiz etme ve sonra yatırıma dönüştürme veya teknolojik değişimi gerçekleştirme gibi akademik izlerden yoksun olduğumuz gerçeğini kabullenmek zorunda kalıyoruz. Böyle düşünememe ve eyleme geçmeme alışkanlıkları bu alandaki yığınla problemlerin oluşumuna zemin hazırlıyor. Sonra bu yığınla problemle nasıl baş edileceği ülkenin ana meselesi haline dönüşüyor. Ülke kaynaklarının etkin ve verimli kullanılamaması sorunu devasa başka sorunların oluşmasına yol açıyor.
 
Kültür sanat alanında yaşananlarda bunlardan çok farklı değil. Hiçbir birikime bir diğer birikimin dikkat kesilmediğine hoyratça tanıklık ediyoruz. Uzun zamandır dergi çıkarıyoruz ve edebiyat alanında çalışmalar yapıyoruz. Kayseri Büyükşehir Belediyemiz iki yıldır fotoğraf yarışmaları düzenliyor. Bundan son derece mutlu olduğumuzu belirtmek isterim. Fotoğraf sergisinin açılışında bulunduk. Sergiyi gezdik. Şehrimiz adına sevindik. Lakin Dergimizde kullanmak için fotoğraf sanatçılarından katkı istediğimizde üzülerek cevap alamadık. Sanatınız üzerine dergimizde konuk etmek isteriz dediklerimizden nedense ilgi göremedik. Başka şehirlerdeki fotoğraf sanatçılarının çekimlerini dergimizde kullanmak durumundan kaldık. Bundan bir hoşnutsuzluk duyduğumuzdan ifade etmiyorum. Sanatların birbirini etkileme ve etkilenme durumuna ilişkin olarak söylüyorum. Bizlerin yakın mesafeden kendimizi dikkate almadığımız bir noktada kalkıp başkalarının bizi dikkate almasını nasıl bekleyebiliriz. Bu durum sizce de bir çelişki gibi gözükmüyor mu?
 
Şairlerin ressamlara, ressamların musikişinaslara, musikişinasların fotografçılara ve yazarlara ilgisinin olmadığı bir zeminde sanatın dikkate değer bir gelişme içinde olacağını ümit etmek ne derece akılcı olur bilemiyorum. Yaptığımız etkinlikler toplumun bu tür katmanları arasında geçişkenliklere ve
 
etkileşimlere yol açmıyorsa “etki’si” olmayan bir faaliyetin ötesine geçebilir mi? Nitekim öyle oluyor. Bir jüri üyesini akademi üyesinden seçmekle akademik hayatla ilişki kurduğumuz yanılgısına düşüyoruz.
 
Her türlü eleştiri elbette kolaydır. Zor olan ise bu kısır döngüden nasıl kurtulacağımızdır. İşte çeşitli karar verici kurum ve kuruluşlara önerim: Şayet akademik çevre ile ilişki ve etkileşim içinde olmak istiyorsak misal olarak edebiyat alanından mutlak surette Dilbilimcinin, Halk Edebiyatçısının, Yeni Türk Edebiyatı uzmanın ve Eski Türk Edebiyatı uzmanlarından oluşan bir yolu tercihte fayda var. Bu dört ana dalı dâhil edemeden asgari bir etkileşimden ve metotlar arası bilgi değişimlerinden söz edemeyiz. Kaldı ki bunu da yeterli görmemek gerekir. Başka alanlardan da faydalanma esasıyla hareket etmek gerekir. Batı edebiyatını bilmekte çok gereklidir.
 
Kendimize benzemeyenden korkma alışkanlığımızı terk etmeden gelişim ve değişimi sağlayamayız. Bu yalnızca zihni kapsamda ifade ettiğim bir hüküm değil. Tiyatrocularla birlikte olmaktan korkan ressamların, edebiyatçıların, yazarların gelişim göstermesi mümkün mü? Dünyaya söyleyecek sözünüz varsa sizin dışınızdaki dünyayı da kavrama ve anlama gibi doğal bir meseleniz olmalıdır. Önce bu kitleler birbirlerine söyleyeceklerini yüz yüze dile getirmelerinde fayda var. Böyle bir zemin var mı? Ne yazık ki yok. Bu zemini öncelikle yaramalıyız.
 
Bu ülke, bu şehir için çalışıp didindiğini söyleyenlerin daha inandırıcı olmak zorunluluğu var. Kaynaşma ve dayanışma içinde olmak gibi… Birlik ve bütünlük içinde olabilmek için öncelikle sanat zemininde farklılıklarımızı muhafaza ederek ortak hedeflere kanalize olmaya ihtiyacımız var. Bu ortak amaca yürüyebilmek ise şehrimiz için işbirliği, güç birliği halinde olmakla mümkün. Yanınıza gelenden rahatsızlık duyarak daha güçlü kültür ve sanat adamı olamazsınız. Yalnızca kültür sanat adamı mı olamazsınız? Hayır, Devlet adamı, siyasetçi, bürokrat, sanayici de olamazsınız.
 
Kültür ve sanat adamı olmakta; kurumların kadrolu yazarı ve sanatçısı olarak elde edilebilecek bir vasıf da değildir. Bunların bilinmesinde fayda görüyoruz vesselam.

En Çok Okunan Yazıları

DİĞER YAZILAR
    Copyright 2016 Tüm Hakları Saklıdır