menüler
HAVA DURUMU

KARAKTER

Şebnem KARMAÇ
Şebnem KARMAÇ
29 Nisan 2018, Pazar

 Hiçbirşeyin varlığına inanmadan ondan korkmaz, sevinmez veya tepki göstermeyiz.

İnanç, düşünce kısıtlaması mı? tüm bunlara yön veren bir araç mı? yoksa insanın en hasas noktası mı?

Kısmen bunların hepsi diyebiliriz örneğin gemi turuna çıktığınızda size vurgu yapılan kısım denizi seyretmeken eğer siz vurgu yapılan yerde takılı kalırsanız bir düşünce kısıtlamasıdır fakat siz gemi turundaki var olan tek şeyin denizi seyretmek olmadığından birçok faktörün ve canlıların, dağların, gökyüzünün farkındaysanız size yön veren asıl unsurdur inanç. Hep tek odağı deniz olanların ,düşüncesizliğine laf söylemek gelsede fakat onlar bu vurguya olan inanç gözlerine bir perde indirmişcesine göremezler.

 Peki ya siz herhangi bir şeyin varlığına inanmadan onunla konuşabilir, anlaşabilir, gezebilir misiniz?

Peki ya siz herhangi mutlu edici, ürkütücü bir şeyin varlığına inanmadan ondan mesut, korkabilir misiniz?

Hayır! çünkü biz, inanç oldukça biziz ve biz kendi benliğimize sahip oldukça biziz.

 Zaman geçtikçe yeni insanlar tanıdıkça onlara karşı inancımızı kaybederek kendi benliğimizden uzaklaşıyoruz belki bir savunma beklide kalın bir önyargı duvarı gibi kendi kişiliğimizden uzaklaşıyor ve "karaktersiz" olarak adlandırılan birçok topluluk gelişmeye başlıyor.

 Kendi içinden geleni yapmak yerine insanların vereceği tepkilere göre davranışlar sergiliyor. Sürekli kendinden daha yumuşak kişileri ezerek kendi özgüvenine olan inancını bir nevî tazeliyor. Bu tür kişiliklere isabet olan bu söz ünlü yazar stefan zweig'in kitabında geçen söz şöyle açıklıyor:

"Ben hep yaşamış, ancak yaşamın tadını çıkarmayı her zaman göze alamamıştım. Ben çoğu zaman elim kolum bağlı, kendinden bile kaçarak yaşamıştım"

Bu cümleler tam uyum sağlamıştı ünlü yazarında dediği gibi "Yaşamın tadını çıkarmayı göze alamamaktı" tüm sorunumuz tek çözümü ise benliğimizi korumak.

 

En Çok Okunan Yazıları

DİĞER YAZILAR
    Copyright 2016 Tüm Hakları Saklıdır