menüler
HAVA DURUMU

"SEN BENİ BİLİR MİSİN ERENLER?"

Mustafa URHAN
Mustafa URHAN
07 Mayıs 2018, Pazartesi
Yıllar önceydi. Seyyid Burhaneddin Hazretleri'ni hem ziyaret edeyim hem de huzur bulayım diye hazretin huzuruna çıktım.Bilirsin şen şakraktır orası. Koşuşturan çocuklar; gülümseyen, dertlenen, huzura gelen kadınlar erkekler.Gözlerinde ve içinde binlerce ümit ve ışıkla hazretin önünde edeble duranlar.Hayatımızın her rengini bütün bir gösterişsiz hal ile orada bulmak mümkün oluyor velhasıl.
 
İklimin devamı da başka bir huzurdur diye oradaki çay ocağında bir de çay içmekti niyetim.Gencecik bir delikanlı karşıladı beni.Saçı sakalı üzüm gibi simsiyah, başında yeşil bir takke, elinde otuz üçüncüleri kırmızı taneli bir tespih, sırtında bir derviş hırkası, tek ayağının üstünde seke seke "Şeyhim Abdülkadir Geylani" diyerek ilahiler söylüyor.Yüzünde bu dünyada kimsede görmediğim manevi bir zevk,içini dolduran sevincin bütün hallerine sirayet eden bir ışık dalgası vardı.Bu dünyadan biri olmadığı kesindi.O şimdi benim bilmediğim başka alemleri temaşa ediyor ve o iklimin "başı dönmüş bir seyyahı"olarak başka seyirler gerçekleştiriyordu.Benim, az çok dost meclislerinde veya bir şiirin mısralarında yakaladığım esrikliği, o gönlüne hiss-i kable'l vuku diyebileceğimiz bir armağanla gerçekleştiriyordu. İmrendim, dertlendim, kalbimi yokladım.Böyle bir kendinden geçiş ve yine kendini idrak silsilesini hiç yakalayamadım dedim kendi kendime.Bu ruh hali, bu gülümseye gülümseye zikir, büyük bir aşkın isimler halinde içinize doğru yürümesi, sizi kendi aleminize yapacağınız yolculukta gönüllü yapıveriyordu."Ah mine'l aşk"dedim.Çayımı içtim, içimde binlerce ışıkla ayrıldım sonra oradan.
 
Aradan birkaç hafta geçti geçmedi.Zeynelabidin Hazretleri türbesinin civarlarında bir yerdeydim.Bir marketten alışveriş yaptığım ve ellerimde ağırlığına dayanamadığım poşetleri bir kenara bırakayım da dua edip serinleyim diye niyetlendim.Sevinçle yürüyordum ki arkamdan gaiplerden geliyormuş gibi bir sesle irkildim. Döndüm.Karşımda sanki yüzlerce yıl önceden dünyamıza düşmüş bir adam.Şaşırdım.
 
Acaba bana mı seslendi ki bu adam?
 
Adamın başında beyaz bir sarık vardı.Sırtında hafif sarıya çalan bir hırka, beline siyah bir kuşak bağlamış, altında kuşakla mütenasip bir şalvar, üstünde çağla yeşili yakasız bir gömlek. Allah’ım, nasıl bir adam bu böyle.Nerden çıktın sen şimdi mübarek.Alışkanlıklarına,kadın ve erkeği tek tip bir kılık kıyafete icbar eden bu çağa inat nasıl bir kıyafet üstündeki senin.
 
"Bana mı seslendiniz?" dedim adama.
 
"Evet evet sana seslendim."dedi.
 
Yanıma yaklaştı.Hemen ellerimden tuttu. Serin ve yumuşak elleriyle sıktı ellerimi.Kendine doğru çekti.Öyle çekti ki göğsü göğsüme değdi.Sıktı, sardı iyice beni.Gözlerimin içine baka baka bir dolu dua okudu bana. Yüzüme üfledi. Ellerine üfledi. Sonra omuzlarıma, sırtıma, göğüs kafesime sürdü dua okuduğu ellerini.Sonra tekrar tuttu ellerimi sıkıca. Öyle ki ellerimi onun kuvvetlice sıkan ellerinden kurtamadım bir türlü.Tekrar bilmediğim, fakat kulak aşinası olduğum dualarla beni tesiri altına aldı.
 
Gaiplerden gelen bir sesle:
 
"Sen Siirt Baykan'ı bilir misin?" dedi.
 
Bilirim dedim.
 
"Nerden bilirsin?" dedi.
 
Bir yakınım orda çalışıyor ama şimdi onun adını niye vereyim ki tanımadığım bu adama dedim içimden.
 
Bilirim işte dedim.
 
"Kim var orda?" dedi.
 
Allah Allah biliyor mu yoksa orda kimin çalıştığını? Sustum.Biliyorsa kendi söylesin dedim içimden.Bir dolu dua edip yüzüme üfledikten sonra:
 
"Büyüklerden kim yatıyor orda bilir misin" dedi?
 
Yakınım olan o kişiden duymuştum işte."Veysel Karani Hazretleri."dedim.Edebe mugayir olur ama Tillo'da Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri de yatıyor, bak bunları da biliyorum deyip kendimi ispat edip mübareğin gözüne gireyim diyordum ki: "Hah işte afferim." dedi.Bir dua faslı daha geçti. Sonra kulağıma eğildi, kendine doğru çekip göğsünü göğsüme dayadı. İyice sıktı ve sır dolu bir sesle :"Sana Veysel Karani Hazretleri'nin selamı var." dedi. Bu dünyadan olmadığına iyice kani olduğum bu mübareğin o kadar tesirindeydim ki bıraksa gözyaşlarıyla ellerini eteklerini öpeceğim. O mutluluğu ve seçilip selam gönderilen bir adam olmaktan duyduğum sevinci sana anlatamam. O coşkun ruh haliyle gönülden,"aleyküm selam"dedim."Veysel Karani sana Siirt'te adına yapılacak okula yardım etmeni emretti."dedi.Cebime baktım on lira var.Yarısını bu selama vereyim dedim,büyük bir mutlulukla.Buyurun efendim dedim beş lirayı uzatarak."Ne yapıyorsun sen, ne yapıyorsun sen."diye beni bir azarladı ki azizim yaptığım bu edepsizlik yüzünden utancımdan ölecektim nerdeyse.Yine de eline veremediğim beş lirayı göz ucuyla işaret ettiği yan cebine iliştiriverdim edeble.Bir dolu dua daha okudu beni iyice sıkıp."Sen beni hala tanımadın galiba."dedi. Boynumu büktüm, affedin tanıyamadım,dedim.Ağzını kulaklarıma iyice dayayarak:"Ben Veysel Karani'nin bizatihi kendisiyim yahu."dedi.Nasıl bir sarsıntı geçirdim, nasıl içim birden açıldı anlatamam sana şimdi.Poşetleri koyduğum yerden kaldırmamla koşmam bir oldu.Otobüs falan artık hak getire. Nasıl koştum nasıl korktum anlatamam.Eve gelene kadar defalarca arkama baktım.Takip etmiştir diye evin kapısını haftalarca çifte kilitledim.
 
Aradan birkaç yıl geçti.Artık arabam var.Sivas Caddesi'ndeki Ziraat Bankası'nın civarına arabayı parkedeyim de kitapçılara uğrayayım dedim.Aynı adamla karşılaştım.Önceden antremanlıyım tabi.Hemen yanına yaklaştım.Daha önce bana yaptıklarının aynısını ona yaptım.Sıktım elini iyice.Göğsünü göğsüme dayadım.Bir dolu dua ettim.Namaz duaları, tahiyyat, salli barikler yasinden aklımda kalanlar, yemek duası dahil.Ağzımı kulağına dayadım: "Sen beni bilir misin?" dedim. Bilirim dedi.Şaşırdım ama belli etmedim."Nerden bilirsin?"dedim.Sen felancasın dedi ama ismimi bilemedi.Ben de durumu abartmadım.Bir dua faslından sonra: “Erenler birbirini bilir." dedim. "Eyvallah erenler." dedi. "Ver bakalım bana bir beş lira." dedim. Garipseyip duraksadı;ama yüz vermedim."Bak verdiğin bu beş liranın kıymetini iyi bil, ben bunu harcadıkça senin paranın bereketi artacak."dedim. Tazim ve edeble "Eyvallah erenler."dedi. Sonra ağzı dualı ve ermiş bir zat olmak payesiyle ayrıldım oradan.
 
Şimdi azizim büyük bir hıçkırık var boğazımda düğümlenen.Seyyid Burhaneddin Hazretleri'ndeki evvelce karşılaştığım ve içimde hatırasını bir zümrüt gibi taşıdığım o delikanlıyla, bizim bu erenleri hayatımın neresine koyacağım.

En Çok Okunan Yazıları

DİĞER YAZILAR
Copyright 2016 Tüm Hakları Saklıdır