menüler
HAVA DURUMU

AH MELAHAT!

Mustafa URHAN
Mustafa URHAN
10 Aralık 2018, Pazartesi
Süreyya hanımcığım aslında buraya gelmezdim. Ben Şakir’in kurbanıyım. Ne demek canım bu. Hastaymışım. Hastalığın bir belirtisi olur. Ben kendimi gayet sağlıklı hissediyorum. Bir de herkes gidiyormuş psikiyatrise. Anlamıyorum bu insanları. Depresyondaymışım efendim, ilaç alınca iyileşirmişim.
 
Geçin bunları rica ederim. Artık o kadar insan psikolojik ilaç alıyor ki atık suların neredeyse yarısı bu kimsallardan oluşuyormuş. Bana öyle bakmayın, ben de gazetelerde falan okuduğum haberlerin yalancısıyım. Şimdi sizin karşınıza oturdum ya bana hikâyenizi falan anlatın diyeceksiniz. Çocukluğumu falan kurcalayacaksınız. Ne lüzumu var. Şimdi özel hayatımı oturup size, tanımadığım şu bir çift göze mi anlatacağım?
 
-Ulan Şakir yaptın yapacağını bana. Efendim tedavisi mümkün bir hastalıkmış benimkisi. Kızdıysanız giderim. Nasılsa gönüllü de değilim buraya gelmeye.
 
-Rica ederim ne kızması. Vaktiniz varsa dinlemek isterim sizi. Hem bir hekim olarak değil dertleşmek isterseniz dinlemek için, Cevdet Beyciğim.
 
-Kabalık ettim affedin. Zorla şey ettirdikleri için söylüyorum.
 
-Nereden başlarsanız oradan konuşalım ne dersiniz? Son bayılmanızdan bahsedelim mi? Ya da nasıl isterseniz.
 
-Peki Şakir’i kırmayacağım. Durumu olduğu gibi anlatayım size.
 
Efendim, ben Yeşilçam filmlerindeki şarkıları severim. Yeşilçam filmlerine bayılırım. Filiz Akın, Belgin Doruk, Nebahat Çehre hayranıyım. Dışarıda onlara benzeyen birini gördüğüm zaman kendimi bir rüyanın içinde zannediyorum. Hemen Yeşilçam filmlerinin içine, sevdalı bakışların karıştığı şarkıların rüyasına dalıveriyorum. Onunla da öyle başladı. Türkan Şoray’ın gözleri gibiydi gözleri.
 
Onu görünce. “Ömrümce hep adım adım, her yerde seni aradım.” şarkısı çalmaya başlıyordu içimde.
 
Anlatamam size. Bir kuşun kanadında yaşamak gibiydi her şey. Rüzgârlı, çırpıntılı ve her an düşecek korkusu duyarak. Elerine ilk kez dikkatlice baktığımda anladım bunu. Elleri de öyleydi, sesi gibi. Kâh kahkahalarına saklanıyor, kâh sesinin çocuk tonlarında pembe bir şeker oluyor, kâh genç kız neşesinin dal uçlarından süzülen bir ay damlası oluyordu. Sakindi ama gönlü ne kadar da ateşindi. Bir gün ilgisiz görünseniz, bunun intikamını sizden mutlaka alırdı. Bunu, kendine sizi bağlayacak türlü ışık rayihalarıyla yapar; kendine ram edene kadar da bırakmazdı. Kimsesiz dağların karları gibi bembeyaz elleri, efendiniz olunca sizi serbest bırakır, esaretinizin keyfini çıkarırdı. Gözleriyle daima takibini sürdürür, sizin süzgün, meftun ve ruh dolu hallerinizi pekiştirmek için eziyetine devam ederdi. Ona bulunmak ister gibi ondan kaçardınız. Onun sizi istediği zaman bulmak istemeyişinin gönüllüsü olarak yaşamaya mahkûmiyetiniz, bir şarkı olup sürerdi. O, her şarkının sözünde başka bir anlamın derinliği ile size kendini yaşatırdı.
 
Sevgiliniz değildi. Olması da mümkün değildi. Dostunuz da annenizde. Ama siz onu, hep dostunuz gibi anneniz gibi veya şairlerin hep anlattığı uzak sevgilliler gibi hissederdiniz. Kavuşma hayali kurar mıydınız? Zannetmiyorum. Bu bende hiç olmadı doktor hanım. Ancak ellerine veya dizlerine kapanıp ağlamayı çok istedim. Saçımı okşasın, gözyaşlarımı silsin, hep kendisini düşündüğümü bilsin istedim.
 
Belki kucağına alsın, göğsüne yaslasın, bilmiyorum sussun belki, yüzüne baktırsın. Dizine yatırsın ve gülümsesin.
 
Olmadı. Şakir’e de söyledim olamazdı da. Sorun bu duyguları yıllardır hemen hemen hiç eksilmeden yaşıyor olmam. Nerede bir nezaket, nerede taze bir utangaçlık görsem veya güzel bir söz duysam aynı duyguları yine yaşıyorum. Hatıralarım bana galip geliyor işte. O zaman bu baştanbaşa pür neşe, nezaket ve sesin ardınca koşuyor, coşkun bir ruh ve yaralı bir yüreğe dönüşüyorum. Bunu size izah etmem mümkün değil sayın doktorum. Onu düşününce, defalarca yaşadığım, tanıdığım bu duygu, sanki ilk defa içimi yokluyormuş da yılların ustası bu gönül, o zamanın gönüllü acemisi oluyor. Ölüyorum ama onu söyleyeyim. Bütün zamanım safi bu nezaketin ışığında gözleri kamaşmış bir tavşan gibi geçiyor. Gerçi artık kimseye belli etmiyorum. En azından ben öyle zannediyorum. Yoksa kırmızı bir gömlek gibidir biliyorsunuz. Ne kadar saklasanız da ya kol ağzından ya yakasından kendini belli eder.
 
Şakir de küstü bana sonunda. Ayrıca size gelmesem delirecekti. Bana sizi tavsiye etti. Kronikleşmiş bir hastalık seninki dedi. Bu yarayı tedavi etse etse Süreyya doktor tevavi eder dedi.
 
Onun için geldim.

En Çok Okunan Yazıları

DİĞER YAZILAR
Copyright 2016 Tüm Hakları Saklıdır