menüler
HAVA DURUMU

YAŞ OTUZ BEŞ YOLUN KAÇTA KAÇI EDER?

Hürmet FEYZİOĞLU
Hürmet FEYZİOĞLU
27 Mayıs 2017, Cumartesi
Yaş otuz beş, yolun yarısı eder diyen şairin bile kırk altı yaşında vefat ettiği düşünüldüğünde, yaşa bağlı hayatta kalma denklemine çok da güvenmemek gerekir. Size ya da bana ne zaman sıranın geleceğini yalnız Allah bilir... Ki ben, olgunluk mertebesine erişmek için çabalamaya başladığım günden bu yana günübirlik yaşıyor olmayı yaşam tarzı haline getirdim. 
 
Yarın yaşayacakmış ama bugün de ölecekmiş gibi nefes almak, ölüm fikrini bende daha anlaşılabilir kıldı. Yalnız Allah’tan iki şey konusunda destek ve yardım istedim. Birincisi, bilerek ya da bilmeyerek kul hakkı almadan göçüp gitmek, ikincisi de oğlumun hayatını kurduğunu, üniversitesinden başarı ile mezun olduğunu, sevdiği işe sahip olduğunu ve ruhu ahlaklı bir kadına âşık olup evlendiğini görüp gözlerimi yalan âleme kapatmak… Anne olunca ölmek kolay gelmiyor insana. Gözünüzde hiç büyümeyen badem gözlü bir evladınız varsa benim gibi, O’nu yalnız ve kimsesiz bırakmaktan ölesiye korkuyorsunuz. Ölmekten değil, kalanı geride nasıl bırakacağınızı bilmemeniz ürkütüyor sizi…
 
Memur bir ailenin iki çocuğundan ikincisi olarak dünyaya gelme şerefine nail oldum. İkinci çocuklar daha şanslıdır ya hani, birinci çocuk sayesinde daha pişmiş daha profesyonel ebeveynlerle karşı karşıya kaldıklarından hayatları daha kolaydır. Daha toleranslı davranıldığından şımarıklık seviyeleri ablaları ya da abilerine nazaran daha yüksektir…
 
On yaşında bile yokken, otuzlarında vefat etmiş insanları duyduğumda, ölen kişinin uzun yaşadığını ve ölmesinin normal olduğunu düşünürdüm. Şimdilerde tam da otuz beşinden gün alan bir birey olarak seksenlerinde ölenler için “daha gençmiş yahu, şu dönemde artık seksen de yaş mı Allah aşkına?” konulu cümleler kurar oldum. Artık otuz beş yaşındayım… Bu yaşa gelebilmem için beş yüz yıl kadar zaman geçmesi gerekir gibi düşünürken, yolun yarısı denen çizgideyim. Belki de çeyreği, belki sondan bir öncesi, belki yarın belki yarından da yakın kim bilir?
 
Yüksek ses tonlarıyla kahkaha atan, bilgiç bilgiç konuşan, birçok konuda fikir ve söz sahibi olan, kitap okuyan, sanat tarafı ağır basan teyzelere hayrandım küçüklüğümde. Şimdi onlar gibiyim ya değmeyin keyfime… Yıllar boyu tam da olmak isteğim yerden el sallıyorum sevdiklerime. İnsan bir kere geldiği dünyada kendi tercihi sayılabilecek her şeyde en mutlu olabileceklerini seçebilmeli. Seçimler ne kadar doğru olur ise, hayatta bir o kadar çekilir ve zevkli olur emin olun…
 
Yalnızlığı tercih haline getirdiğimiz dünyada, kendi kendime yetebildiğim bir yılı geride bırakıyorum. Aileme daha fazla zaman ayırabildiğim, oğlumun parklarda koşup eğlendiğini birebir görüp keyif alabildiğim bir yıl. Geride bıraktığım yılda yaşadığım kayıplar yeni kazançları koydu avuçlarıma. Tercih yaptım, işsiz kaldım ama oğlumun çocukluğunu kazandım mesela. Her an büyüdüğünü daha net görebiliyorum. Her şeyin başı sağlık derler ya, öyle doğru ki. Allah kimseyi hastalıkla terbiye etmesin, ettikleri var ise de dermanını nasip etsin… Dostlarımın hatırı sayılır bir kısmını kaybettim, değerimi bilen farklı meziyet ve huyları olan insanları dâhil ettim hayatıma. Seni değersiz hissettiren her kimse vaktini ayırma ona diye telkinlerde bulundum kendime. Zor oldu ama başardım. Artık hem değer verdiğim hem de verdiğim değeri hissettirebildiğim insanların yanındayım…
 
Artık otuz beş yaşındayım… “Ben senin yaşındayken…” başlıklı cümleleri kurabilme özgürlüğüm var artık. Keyfim ve kâhyası, insanlara inat günün her saniyesi benimle birlikteler.  El âlem denen mekanizmanın dışında huzurlu bir hayat sürmek niyetim. Dedikodu kazanında pişmeyen yemeklerim var benim. Yalnız dost sohbetlerine kapısı açılabilecek bir evim. İnsanların birbirlerini sevmek zorunda olmadığı ama saygı duymak zorunda olduğu bir dünya istemiyorum mesela. Neden insanlar birbirini isteyerek ve keyif alarak sevemesinler ki? Bu kadar mı aciziz sorusuna “evet” yanıtını verenleri hayatımı çevrelediğim çitlerimden uzak tutmayı marifet sayıyorum. Hiç tanımadığım bir çocuğun başını okşamak, şefkat göstermek, ağlayan bir yüreğe dokunup yaralarını sarmak, mutlu haberleri paylaşarak çoğaltmak hem huzurlu hem de insan kılıyor beni. Tasavvufa ruhumun kapılarını sonuna kadar açma kararını aldığımdan bu yana hayata tek borcum var benim. Kamil insan olmak ve insanları kâmil insan olma yoluna yönlendirebilmek için çabalamak. Benim doğru bildiğim biri, bin kişiyle paylaşıp bin etmek amacım, hedefim…
 
Artık otuz beş yaşındayım… Olsun… On sekizlik ruhum ile içi çürümüş kendini genç addeden birçok insandan daha renkli bir yüreğim var benim. Sevgiyle beslenen ama sevgisizliği adet edinenlere de haddini bildiren bir yürek…
 
Siz siz olun, sizi değersiz hissettiren kimse için değerli zamanınızı heba etmeyin. Bir kişi olsun sizi seven olsun, bir kişi olsun, sizle BİZ olsun…
O halde doğum günüm kutlu olsun…
 

En Çok Okunan Yazıları

DİĞER YAZILAR
Copyright 2016 Tüm Hakları Saklıdır