menüler
HAVA DURUMU

Sorumsuzluk ve Doyumsuzluk

Hürmet FEYZİOĞLU
Hürmet FEYZİOĞLU
16 Mart 2019, Cumartesi
Bir insanın sorumluluk bilincine sahip olup olmaması ailesinin yetiştiriliş ve yetiştiriş kalitesiyle doğru orantılıdır.
 
Geçmiş, günümüz ve gelecek nesil arasındaki farklar teknoloji ve popüler kültürle bağlantılı olduğu gibi ailelerin bireylere sorumluluk duygusunu aşılamasıyla da ilintilidir. Annemizi ve babamızı bizden daha güçlü, daha gerçekçi, daha kriz anını doğru yönetir yapan şey anneanne, babaanne ya da dedelerimizin evlatlarına karşı tutumudur. Bilerek ya da bilmeyerek verdikleri eğitim sayesinde ayakları yere sağlam basan bireyler yetiştirebilmişlerdir.
 
Bilerek ya da bilmeyerek derken? Maddi imkânsızlıklar, hayatın her anlamda bugünkü kadar kolay olmayışı ebeveynleri, karşılaşacakları her zorlukta duvar gibi durmayı becerebilen bireyleri büyütmeye mecbur etti. Bu mecburiyet sayesinde elindekiyle yetinebilen, mevcuduna şükreden çocuklar hayat savaşında daha başarılı oldular…
 
Bakmayın şimdilerde gak dediğinizde su guk dediğinizde ekmeğin elinizde olmasına. Şu anda nefes alanlar, teknolojinin nimetleri ve varsa maddi imkânları sayesinde daha konforlu yaşıyorlar.
 
Eskiden öyle miydi?
 
Elbette değildi. Eskiden mobilyalarımızı yenilemek yerine arkadaşlıklarımızı pekiştirirdik.
 
Pahalı lokantalarda samimiyetsiz yemekleri yemek yerine bir lokma ekmeği paylaşmayı seçerdik. Ve daha mutluyduk. İnsan sosyal bir
varlıkken, sanal iletişimle yetinebilen, yalnızlaşmayı tercih eden asosyal canlılar halini aldı. Özel günler haricinde el öpmeyi, hatır sormayı unuttukça ne yazık ki yalnızlığımız da katlanarak devam edecek gibi görünüyor…
 
Televizyon 1923 yılında icat edilmesine rağmen ülkemizde 1972 yılında kullanılmaya başladı. Bundan ortalama 50 sene önce teknolojinin son harikası olarak nitelendirilen o kara kutu, karıncalı ya da karıncasız çektiği bir iki kanalıyla insanlara yetiyor da artıyordu bile. Ayrıca televizyon birkaç kanalı olmasından mütevellit aileyi bir araya getiren, bütünleştiren, sosyalleştiren de bir misyona sahipti. Şimdilerde elimizin altındaki yüzlerce televizyon kanalından hangisini seçmemiz gerektiğine karar bile veremiyoruz. Üstelik her evde en az iki tane bulunan televizyonlar yüzünden herkes en keyif aldığı programı izlemek istedikçe uzaklaşıyor, sohbet dahi edemiyoruz. Alternatifler çoğaldıkça doyum da aynı ölçüde azalıyor…
 
Doğum yaptıktan kısa bir süre sonra tarla sürmeye devam eden kadınlarımızın yerini istisnalar hariç narin ve çıt kırıldım, 40 gün boyunca yataktan çıkmayan kadınlarımız aldı. “Sen yat ben hallederim”, “Canın bir şey istediyse hemen getireyim” diyenlerin etrafında pervane olması sonucu sorumluluğu paylaşma şansı yakaladı insanoğlu. Çocuğunu anne olarak kendisinin beslemesi gerektiğine inanan ama altını değiştirirken, gazını çıkarırken görevini devredeceği insanlar sayesinde hayatı kolaylaştı. Sonrasında da, bugüne kadar gelmiş geçmiş en kıymetli bireyi dünyaya getirdiği düşüncesi hâsıl oldu. Ve bu düşünceyle de başladı evladını büyütmeye. İlerleyen zamanlarda “Anne suuuuuu!” emir cümlesinin eksiği olan yükleme ek “misin”i ekletemedi…
 
Sorumluluk bilinci olmayan insanlar hayatını devam ettirmek adına hep birilerine yaslanır, birilerini kullanır, birilerinden menfaat sağlar.
 
En kolay ve ufak şeyi bile tek başına yapamaz. Es kaza yaptıysa da ortaya çıkan ilk pürüzde suçu başkasına atar.
 
Sorumluluk bilinci olmadığı için hayatını hep diğerleri üzerinden devam ettirir.
 
Başkalarının emeklerini, fikirlerini, enerjilerini kullanan kişinin yetiştirdiği birey topluma kazanç mı olur kayıp mı yorum sizin olsun...

En Çok Okunan Yazıları

DİĞER YAZILAR
Copyright 2016 Tüm Hakları Saklıdır