menüler
HAVA DURUMU

ÖĞRENMEK VE ÖĞRETMEK

Hürmet FEYZİOĞLU
Hürmet FEYZİOĞLU
24 Kasım 2018, Cumartesi
  Yıl 1928…Millet mekteplerinde kadın, çocuk, yaşlı demeden okumayı öğrenmek isteyen herkese yeni harflerle okuma yazma öğretildiği yılı işaret eder. Mustafa Kemal Atatürk’ün, Başöğretmenliği kabul tarihi olan 24 Kasım, 1981 yılından bu yana Öğretmenler Günü olarak kutlanmakta. Bir ulusun, muasır medeniyetler seviyesine ulaşabilmesi için ortaya koyduğu çok sayıda yenilik gibi harf devrimi de, okuma yazmayı kolaylaştıran büyük bir adımdı. Bu ve bunun gibi yenilikleri hediye eden Mustafa Kemal Atatürk’e ne kadar minnet duysak azdır…
 
            24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutladığımız bu özel günde, başta Mustafa Kemal Atatürk’e, devamında hayatımız boyunca gelişimimiz noktasında olumlu dokunuşları olan öğretmenlerimize teşekkürü borç bilmeliyiz. İnsan ömrünün önemli bir bölümünü oluşturan eğitim sürecinin okullarla sınırlı olmadığı aşikâr. Ki, doğduğumuz andan itibaren farkında olmadan bir gelişim sürecinin içinde buluyoruz kendimizi. Nasıl mı? Dünyayı, hayatı, etrafımızdaki canlı ve cansız varlıkları tanımaya çalışarak… Bu süreçte, bizi yönlendirenler de ilk öğretmenlerimiz oluveriyor. Yani anne ve babalarımız…
 
            Karnını doyurmak, uyumak, tuvalet ihtiyacını karşılamak bebeğe doğuştan itibaren otomatik yüklenmiş ihtiyaçlar gibi görünür mesela. Ama insan yaş aldıkça bunları doğru yapabilmeyi ancak ebeveynleri sayesinde öğrenebilir. Çatalı ve kaşığı doğru tutmak, doğru saatte yatıp uyku düzenini sağlamak, tuvalet ihtiyacını gidermeden önce ve giderdikten sonra temizlik kontrollerini yapmak. Hepsi doğru bir eğitimin sonucunda oluşabilir. Etrafımızdaki insanların en iyi yaptığı şeylerden biri olan “kıyaslama” hastalığına maruz kalan çocuklarımızla alakalı, öngörülerini cebren ve hile ile paylaşanlara kulak tıkama şansımız ne yazık ki olmadığından, onların belirttikleri aylarda ya da yaşlarda çocuklarımıza yürümeyi ve konuşmayı öğretmek zorunda kalıyoruz. Doğal rutine bırakıp keyif sürmek yok lügatımızda… “Filancanın kızı ya da oğlu…” ile başlayan cümleleri duymayan kalmamıştır herhalde. Her ne kadar bu tarz söylemlerden etkilenmediğini iddia edenler olsa da, ucundan kıyısından farkında olmadan kendisindekini başkasındakiyle kıyaslamayan yoktur eminim…
 
            Burada önemli olan nokta, doğru ile yanlışı öğreten ebeveynlerin evrensel doğru ve yanlış kavramlarına hâkim olmaları. Yani dürüst olmak doğruyken hırsızlığın yanlış olduğu inancının ortak olması gibi. Ailesinden, dürüst, ahlaklı, paylaşımcı, fedakâr olmayı öğrenen çocuk, bildiği doğrulara okulda yenilerini ekleyip, hayatına olması gerektiği gibi devam eder. Aksi takdirde, anne ve babanın eğitemediğine, öğretemediğine öğretmenin vereceği çaba nafiledir. Gelişim, ailede başlar, okul süreciyle pekişir, hayatla harmanlanır. Siz gelişimin ilk ayağı olan “aile” yi atlarsanız, dört ayaklı masanın üçayağını baştan kırıp, o masayı da ayakta tutmaya çalışıyorsunuz demektir. Daha da özeti şu ki, anne babanın eksik bıraktığını, dünyanın en yetkin öğretmeni de gelse tamamlayamayacaktır. Neden mi? Şöyle ki, okuldan çıkıp evine dönen birey, sığ aile ortamında yaşamaya devam edecek ve okulda öğrendikleri ile evde gördüklerinin çelişkisinde silinip gitmeye mahkûm olacaktır…
 
            Ahkâm kesmiyorum, ya da bilmişlik taslamıyorum. Yanlış anlaşılmasın. Benim derdim şu, hani dünyanın en donanımlı üniversitelerinden dereceyle mezun olmuşçasına durmadan öğretmenleri eleştiriyoruz ya, bu davranıştan uzak duralım ya da önce kendimizi sorgulayıp, davranışlarımıza ve ebeveynliğimize geçer not verdikten sonra yanlış gittiğine inandığımız tarafları objektif olarak değerlendirelim diyorum. Çocuğunun başını hiç okşamayan bir anneyseniz, şefkat göstermediğine inandığınız öğretmeninden hesap sormadan önce, vicdanınızın sesini dinlemelisiniz.  O size en doğru olanı en yalın haliyle anlatacaktır…
 
            Anne, baba ya da eğitimci olarak iyi bir öğretmen olmanın yolu, kişinin kendisini iyi eğitmesi ve geliştirmesinden geçer. Sadece coğrafyayı, tarihi, matematiği iyi bilmek yetmez. Sevgi, insanlık, ahlak gibi değerleri hayata geçirmek ve çocuklara da doğru aktarmak en önemli ödevlerimizdendir.  Maneviyatı güçlü nesiller yetiştirmek istiyorsak, maneviyatı sağlam aileler olmak için çabalamalıyız…

En Çok Okunan Yazıları

DİĞER YAZILAR
Copyright 2016 Tüm Hakları Saklıdır