menüler
HAVA DURUMU

LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR HAFTASI

Hürmet FEYZİOĞLU
Hürmet FEYZİOĞLU
03 Kasım 2018, Cumartesi
Herkesin bir hayat hikâyesi vardır. Ama konusu farklıdır diğerlerinden, ama karakterleri. Yine de illaki bir senaryoya bağlı kalarak yaşarız. Kimi zaman kahkahalarla güldüğümüz, çoğu zaman rutini sürdürdüğümüz, nadiren hıçkıra hıçkıra ağladığımız hikâyemizde sadık kalınması esas olan şey, yaşadığımız her ne ise imtihan olduğuna inancımızın tam olması. Aksi takdirde, dertle kederle yoğurulanların isyan bayraklarını çekmesi o kişiyi şirke ve küfre yönlendirir. Mantık tek ve net, Yaratıldık! Seçilmiş milyonlarca şanslı insandan biriyiz, iyi ve ahlaklı tavra sahip olmak, yaratıcıya verebileceğimiz en büyük hediye…
 
            Şimdi bir hikâye anlatacağım size. Siz de eğer akıllıysanız payınıza düşeni alıp, yürek cebinize atacaksınızdır. Yıl 2012. Otuz yaşında dört aylık hamile bir kadın düşünün. Ortalama beş ay sonra evladını kucağına alacağı için dilinde şükür, heyecandan yüreği ağzında takvime çentik atmakla meşgul. Her günkü rutinine devam edeceğini sandığı bir gün, annesinden gelen acı haberle doğusuyla batısı yer değiştiriyor. Annesine meme kanseri teşhisi konduğunu öğrenen anne adayı, yasadığı şoku atlattıktan sonra annesine destek olma babında ne yapabileceğini düşünüyor ve uygulamaya koyuyor. Teşhis akabinde hastanın yaşadığı süreç malum; üç haftada bir kemoterapi tedavisi, tedavinin olumlu etkisinden çok acımasız yan etkileri, darmadağın olmuş psikoloji, en başta da daha doğru planlanması gereken hayat tarzı… Yapılması ve yapılmaması gerekenler de var elbet. Örneğin; yemeklerin taze tüketilmesi, ödem oluşmaması için bir kilodan fazla ağırlık taşınmaması, taze ve mevsiminde sebze meyve tüketimi, şebeke suyu içmemek bunlardan bazıları. Tedavi süresince hayat da akıp gittiği için anne adayı, annesinin rahatsızlığı ve tedavisi sebebiyle, bebeğini dünyaya getirmek için operasyona girerken eşine son olarak şu cümleyi kuruyor, “Anneme haber vermeyin, heyecanlanmasın. Uyanırsam ararsınız…” Uyanırsam! Yük ağır…
 
            Bu hikâyenin kahramanlarından biri benim, diğeri de annem. Ne yazık ki acıların mutluluklara nazaran tazeliğini daha fazla koruyabilmesi gibi kötü bir huyu var. Yine de hamdolsun diyebilmek için çok sebebimiz var.  Çünkü biz, yaşadıklarımızı imtihan olarak gördük, en hasarsız şekilde ayakta kalabilmek için elimizden ne geliyorsa yaptık, yapmaya da devam ediyoruz…
 
Peki, bu hikâyede sizin payınıza düşen bir taraf var mıdır? Elbette var, şükretmek…
 
Siz ve en sevdikleriniz sağlıklı olduğu için ne kadar teşekkür etseniz azdır ALLAH’a. Ve sağlığınızın kıymetini hastalandığınızda değil, sağlıklıyken farkına varmanın değerinin pahası yoktur eminim. 2-8 Kasım her yıl Lösemili Çocuklar Haftası olarak anılmakta, sosyal sorumluluk projeleri geliştirilmekte, farkındalık oluşturulmaya çalışılmakta. Bunun için çalışan kuruluşların başında Lösemili Çocuklar Vakfı gelmekte. Vakıf çalışanları haricinde gönüllüleriyle lösemi ve kanser hastalarının ihtiyaçları için çabalayan bu vakıf 1998 yılında Ankara’da kuruldu. Bu vakfın gönüllülerinden biri olarak gururlu olduğumu belirtmeden geçemeyeceğim. Biz gönüllüler olarak ramazan kolileri hazırladık, lösemili hasta çocukların annelerinin yaptığı el emeği göz nuru oyuncakları, çantaları yardım etmek isteyen vatandaşlara sattık, satın aldık, elde edilen geliri hastalara harcadık. Siz de gönüllü olabilmek isterseniz ki eminim istersiniz, en yakın Lösev irtibat bürosuyla iletişime geçebilirsiniz.
 
Vakfın en önemli faaliyetlerinden biri de, acil kan ihtiyacı olan hastalar için seferber gönüllülerin mevcut ihtiyacı sosyal medya hesaplarında duyurması.
 
 Lösemi ve kanser hastası çocuklara ücretsiz tedavi, eğitim ile maddi ve sosyal destek sağlayan bu vakfı herkes destekleyebilir. Hem maddi hem de manevi destekleriniz yaşamak için can atan, hasta oldukları süre içerisinde hayatlarını mümkün mertebe normal sürecinde yaşamaya çalışan küçücük yüreklere destek olabilir. Unutmayın, paylaşıldıkça artan en güzel duygu, yaşama sevincidir…
 
Lütfen! Fast food tarzı gıdalardan, gazlı, suni şekerli, GDO’lu yiyecek ve içeceklerden uzak durun. Radyasyon yayan cep telefonu ve tabletleri daha az kullanın. Sigara içmeyin, içenlerin yanından ışık hızıyla uzaklaşın. Üç beyazdan ikisi olan şekerli ve unlu besinleri az tüketin. Gereksiz ilaç tüketmeyin, düzenli uyuyun ve spor yapın. Yani, sağlıklı yaşamak için gereken her şeyi alışkanlık haline getirin.
 
Gönül ister ki, hikâyelerimiz güzel anıların, gelecekte yaşanacak her daim mutlu anların üzerine kurulu olsun. Ama hayat acısıyla, tatlısıyla insana sunulmuş mükemmel bir hediye. Bize düşen bu hediyeye sahip çıkmak… Sahip çıkmak isteyenlere de el uzatmak…
 

En Çok Okunan Yazıları

DİĞER YAZILAR
Copyright 2016 Tüm Hakları Saklıdır