menüler
HAVA DURUMU

DOMATES, BİBER, PATLICAN…

Hürmet FEYZİOĞLU
Hürmet FEYZİOĞLU
13 Ekim 2018, Cumartesi
 Bu üç meyvenin ismini duyanların aklına eminim ki ilk olarak rahmetli Barış Manço’nun şarkısı geliyordur. Çünkü aynı farkındalık bende de mevcut. Hani tam aşkını itiraf edecekken sokak satıcısının “dooomaaateees, biiiibeeeer, paaaatlıııcaaaan” diye bağırması üzerine bütün hayalleri ve planları suya düşen bir erkeğin trajikomik hikâyesini anlatır bu şarkı. Hepimizin hayatında özel anlarına, mutluluklarına turp sıkan bu domates, biber, patlıcancılar yok mudur zaten. Olmaz mı hiç?
 
            Biz kendimizden başka insanların mutluluklarına tahammül edemeyen ve haset eden hissiyatımızla yatacak yeri olmayan varlıklarız. Kaçırdığımız nokta şu ki, başka bir insanın huzuru ve başarısı karşısında mutlu olabilsek, ALLAH’ın bize çok daha fazlasını hediye edeceği aşikâr. Çünkü O, yalnız isminin anılması ve dua edilmesi hususunda hassas. Bizler gibi büyük beklentiler karşılığında iyilik yapma gibi bir durumu asla söz konusu değil.  Biz, insanların hatırı sayılır bir kısmı, çoğunlukla menfaatimize dokunur korkusuyla yeri geldiğinde günahımızı bile paylaşmaktan imtina ederiz. Ve ne yazık ki bu durum gün geçtikçe çok daha kötüye doğru gitmekte. Bırakın iyilik yapmak için çaba harcamayı, karşısındaki insanın kötü durumlara maruz kalması, hayatının tepe taklak olması için duaya oturanları gördükten sonra insanlık denen kelimeye bel bağlamaz ve inanmaz oldum…
 
            Peki ne ara bu derece kötüyle beslenir olduk? Hangi yaşanmışlıklar yardım isteyenlere bir tekme de biz atalım anlayışını doğurdu? Ben, tüketim canavarı ve bilinçsiz kullanılan teknolojinin içimizde uyuyan canavarı uyandırdığı kanaatindeyim. Aslında çiğ tarafımız hep vardı ama uyku halindeydi. Onu uyandırma görevini bilinçsiz kullanılan teknoloji ve sınırsız tüketme isteği uyandırdı.
 
            Sosyal medya üzerinden yediğini, içtiğini, gezdiğini, giydiğini paylaşanlara gıpta edenler soluğu, takip ettiklerinin yediği, içtiği, gezdiği ve alışveriş yaptığı mekânlarda aldı. Cebindeki nakde, kartındaki limite aldırmadan umarsızca harcadı zamanını da, parasını da… Sonra cebinde arkadaşlarıyla kahve içecek bile para bulamayınca tıkıldı kaldı tatil günlerinde evine. Daha çok çalışmak ve para kazanmak zorunda olduğu için enerjisi de morali de aşağı yönlü harekete geçti, borçlarla, kredilerle, hayatı devam ettirmek için yapılan olmazsa olmaz harcamaların yüküyle hayatı daha da depresif bir hal aldı. Beraberinde sakinleştirici kullanımı başladı. Ve para da, mutluluk da, sağlık da kuş oldu uçtu ellerinden…Günlerden bir gün, bir marketin reyonunda ya da toplu ulaşım aracında karşılaştığı arkadaşının mutluluğu, sosyal medyada takip ettiği kişinin huzuru, yan masada yıllardır beraber çalıştığı iş arkadaşının başarısı o kişiyi çileden çıkardı. Beynine ve yüreğine haset tohumlarını atmaya başlamış oldu. Artık hiçbir zaman kimse için iyilik ve güzellik istemeyecek kadar kötüydü…
 
            Eveeeeeet, ne bir dizi ne de bir film senaryosu anlattığım. Hepimizin hayatından parça parça koparılmış alıntılar yapmaya çalıştım.  Herkesin kendinden mutlaka bir şey bulacağı, günümüz insanının boğuştuğu ve beraberinde boğulduğu uçsuz bucaksız denizin ta kendisi. Sebep de sonuç da biziz esasında. Neticede, herkes ektiğini biçmeye mahkûm. Madem ektiğini biçiyorsun bu fani dünyada, neden ektiğin mutluluğun hasadını huzur olarak almayasın…İyi insan ol ve hayata gülümse, hadi yapabilirsin…

En Çok Okunan Yazıları

DİĞER YAZILAR
Copyright 2016 Tüm Hakları Saklıdır