menüler
HAVA DURUMU

Bizim Kıblemizi Kim Düzeltecek

Abdullatif ACAR
Abdullatif ACAR
02 Kasım 2018, Cuma
Yanlış anlaşılmasın;  kıblemizin doğruluğundan şüphem olduğundan değildir bu başlığı seçmiş olmam. Bu başlığı seçmemdeki niyetim; kıbleye döndüğünü iddia edip farklı mecralarda rıza-i ilahiyi aramaya çalışan insanların halidir. Biraz dokunurken zülfü yâre, kalp pusulasının ibresi döner mi kıbleye diye, kendimi de işin içine dâhil ederek, nefislerin kaba ve kalın taraflarını inceltmek istedim haddim olmayarak. Yazımı sonuna kadar okuma lütfünü bahşederseniz ne demek istediğim daha iyi anlaşılacak.
 
     Bir kısım camilerin kıblelerinin yanlış ayarlanmasıyla ilgili haberler mutlaka duymuşsunuzdur. En son okuduğum bir haberde, bir ilimizde 49 yıldır cami cemaati yanlış tarafa dönüp namaz kılıyorlarmış.  Az bir zaman değil, bir ömür.  O haber duyulduğunda cami cemaatinin durumunu siz hayal edin, haksızda değiller.  Neyse ki kıl payı yırtmışlar. Çünkü 45 dereceye kadar kıbleden sapmanın mazur görüleceği kitaplarda yazılıdır. Velev ki fazlada olsa Allah kimseye taşıyamayacağı yükü yüklemeyeceğini bildiriyor ayetinde; Bilmeden işlenen hatalardan dolayı hesapta sormaz insana.   
 
       Caminin kıblesinin yanlış olmasından daha çok hayret ettiğim, bir o kadar ders çıkardığım başımdan geçen bir hadiseyi burada hemen anlatmak istiyorum müsaadenizle. Seneler öncesinde namaz kılmak üzere bir iki cemaatimle camiye girerken son cemaat yerinde birinin tam ters istikamete dönüp,  secdeye başını koyup hüngür-hüngür ağladığına ve Allah’a yalvarıp yakardığını şahit olmuştum.   Namaz kılıyor bu insan kendince…  Ancak ne namazı namaza benziyor nede döndüğü yer kıbleyi gösteriyor. Yanımda ki cemaatten birisi sesini biraz da yükselterek, öfkeli bir şekilde; “Şuna bak hiç namaza gelmediği belli, ters tarafa namaz kılıyor. Öylemi namaz olur?” diye tepkisini göstermişti de zorla teskin etmiştim. Secdeden kalktığında bu adamı odama davet edip, derdini sordum.  Birçok sıkıntısı varmış; her kapı yüzüne kapanmış. O’da “Allah’ta kapısını kapatacak değil” düşüncesiyle ömründe hiç uğramadığı camiye atmış kendini.
 
      Evet,  mihrabı yanlış yere koyup namazın yanlış yöne doğru kılınmasına sebep olanlar olduğu gibi,  doğru yerdeki kıbleyi göremeyip ters istikamete secde edenler de olabiliyor.  Asıl mesele; kıbleden belli bir derece sapanların namazının olmayacağı meselesi değil, kıbleden kalpleriyle 90 derece dönenlerin ibadetlerinin hayrını göremeyecekleri meselesidir. Mesele ibadet ve itaatlerimizin neticesinde dünyevi ve uhrevi hedeflerin kıbleyi ve istikameti tutturup tutturamadığı meselesidir. 
 
      “Nerede olursanız olun yönünüzü hep onun yönüne çevirin”(Bakara 144)  ayeti kıbleyi işaret ederken ,“Kim muhsin olarak yüzünü Allah’a döndürürse (Allah’a hakkıyla kulluk ederse) onun ecri Allah katındadır...”(Bakara,112)  ayeti kerimesi ise istikamet üzere olmayı, ibadet ve itaati en güzel şekilde yerine getirmeyi, Allah’ı görüyor gibi ibadet etmeyi, bütün benliği ve varlığı ile O’na teslim olmayı, hem bedeni hem de kalbiyle O’na kulluk    etmeyi emretmektedir. Bunlar gibi birçok ayeti kerime deki yüz ve dönme ifadesi Allah’ı birleme, ona itaat etme onun emrini yerine getirme anlamlarındadır.  O zaman şunu anlamalıyız; kıbledeki gaye istikametimizi Allah’a döndürmektir. 
 
     İnsan yüzünü neye döndürürse, gönlünü ne ile meşgul ederse bu, onun niyetini ve gayesini belirler. Yani inanmadığınız, güvenmediğiniz  şeye yönelmeniz mümkün değildir. Ya korktuğunuza arkanızı dönmek istemesiniz tedbir açısından ya da umduğunuza yüzünüzü döner iken ummadığınızı ciddiye almayarak arkanızı dönersiniz;  Değer verilen her şey sırtınızı döndüğünüz şeyin ya alternatifi yâda tercih etmeye değer bulmadığınız şeyidir. Bir şeylerden vazgeçmeden diğer şeyi kabullenmeniz mümkün olmadığına göre yönünüzü kalbinizle beraber vazgeçtiğiniz şeyden döndürecekseniz ki tercih ettiğinize yönelmiş olasınız.  Mesela namazda Allahın huzurunda olduğu halde çek ve senet hesabı yapan,  malını mülkünü artırmanın yollarını düşünen, kısacası Allah’tan gayrı şeylerle meşgul olan birisine sormaz mısınız?  Senin kıblen neresi? Senin istikametin nereye doğru?  Gönlün kimden taraf? Diye. 
  Yukarıda da değindiğim gibi yanlışlıkla başka yöne dönüp namaz kılanların namazları kabul görürken, bu mazur sayılırken kalpleriyle farklı yerlere dönüp namazdaki samimiyet denemesinde kayıp edenlerin hiçbir mazereti söz konusu bile değildir.  Çünkü Yüce Allah buyuruyor ki:
 
    “…Beni anmak için namaz kıl.”(Taha, 14)  
 
    “ …ve gafillerden olma.”(Araf, 205)
 
    Namazda gaflet etmek zikir halinde olmaya zıttır. Zikir halinde olmak,  gözlerin secde yerini iyi görmesi, yüzünün kıbleyi tam tutturması değil, kalbinin namaz üzere olmasıdır. 
 
    Allah resulü de buyuruyorlar ki:  
      “Namaz kılmakta olan bir kul, başka bir tarafa iltifat etmediği müddetçe Allah Teâlâ ona teveccüh eder. Kul namazdan başka bir şeye teveccüh ederse Allah Teâlâ ondan teveccühünü çevirir”
 
      “Allah Teala, kulunun ancak bedeni ile birlikte kalbini de Allah’a yönelttiği amelini kabul eder”
 
     Bunun gibi birçok hadisi şerif var fakat bu kadarıyla yetinelim.  Şimdi bunları üst üste koyduğumuz zaman kalbin istikamet üzere olmasından başka bir şey görmemiz mümkün mü?  Bu, bütün ibadetlerde aynı kuraldır. Yani kalbin kıvamını tutturmak, kalpte farklı niyet ve düşüncelere yer vermemek, kalbin ibresini Allah’a döndürmek… 
 
       Kısaca:
 
     Bugün kalıplarıyla kıbleden dönenlere gösterilen hassasiyeti kalpleriyle dönenler de gösterilse Allah’a kulluğun zirvesinde taht kuran bir toplum oluşturulacak, kılınan namaz fuşiyattan ve münkerattan alıkoyacak, tutulan oruç sabrı öğretecek, şükrü talim ettirecek, nefsi terbiyeyle adam ettirecek, eda edilen hac kararan kalpleri aydınlanacak, günahlardan arındıracak, birlik ve beraberlik şuuru yerleştirecek, kestiğimiz kurbanla uzaklaştığımız rabbimize yakınlık yeniden tesis edilecek. Yani  ibadetlerdeki samimiyet hayatın her alanında; evde, işte, çarşıda pazarda, alış verişte; bütün ilişkilerde kendisini en güzel bir şekilde gösterecek. Çünkü kıble tutturulmuş, istikamet ayarlanmış, kalp ve kalıp bütünlüğü sağlanmıştır. 
 
     Şu ayeti kerimeyle bitirelim:
 
“Gerçekten müminler felaha erdi. Onlar ki namazlarında huşu içindedirler” (Mü’minûn, 1-2)
 
 Selam ve dua ile…
 

En Çok Okunan Yazıları

DİĞER YAZILAR
    Copyright 2016 Tüm Hakları Saklıdır