Karayel: 'FETÖ Türkiye'nin Bin Ladin'idir'

AK Parti Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı ve Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel, ABD seçimlerini ve Avrupa Parlamentosu'nun kararını değerlendirdi.

Karayel: 'FETÖ Türkiye'nin Bin Ladin'idir'

Avrupa Güvenlik Teşkilatı Parlamenter Asamblesi (AGİTPA ) ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu Üyesi olan Karayel, AB’nin Türkiye’ye karşı  çifte standart uygulamalarına devam ettiğini belirtti. Karayel, ABD’nin yeni Başkanı Trump’ın, Fetö’yü Türkiye’nin Bin Ladin’i olarak gördüğünü belirterek, “İade konusunda ümitliyiz” dedi.
 
ABD SEÇİMLERİNDE GÖZLEMCİ OLARAK GÖREV YAPTINIZ. SÜRPRİZLE SONUÇLANAN SEÇİMİ DEĞERLENDİRİR MİSİNİZ?
 
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) çalışmaları kapsamında ülkemizi temsilen Amerikan seçimlerinin gözlemi amacıyla görevli olarak ABD ye gittik. Çalışmalar kapsamında seçimden önceki üç gün boyunca Demokrat Parti ve Cumhuriyetçi Parti temsilcileri, senatörler ve Temsilciler Meclisi üyeleriyle görüşmeler gerçekleştirdik. Medya Temsilcileri, gazeteciler, STK temsilcileri ve Amerika’daki diğer parti temsilcileriyle seçimler ve ilgili konuları değerlendirdik.
 
Seçim günü sandık açılışı Washington, DC de yapılmış ve gün içinde seçimler Virginia ve Maryland eyaletlerinde gözlemlenmiş ve sandık kapanışı ve oy sayım işlemleri de burada gerçekleştirilmiştir. Gerek Türkiye’de iken gerekse seçim öncesinde ABD de bulunduğumuz dönemde tarafların seçmenleri sandığa gitmeleri konusunda yoğun şekilde teşvik ettikleri görülmüştür. Ancak Seçim öncesi ABD de bulunulan dönemde özellikle Amerikan medyası tarafından TRUMP’ın seçilmesi halinde ülkede bir kaos olacağı algısının pompalandığı gözlemlenmiştir. Yine hem Türkiye’de bulunduğumuz dönemde hem de ABD de seçim öncesi gözlem zamanında özellikle Demokrat Parti’nin ve Hillary Clinton’ın kazanacağı ve neredeyse bu sonucun kesin olduğu izlenimi oluşturulmuştur. Anket şirketlerinin açıklamaları ve açıklanan anket neticeleri de yine kamuoyunda, Demokrat Parti adayı Clinton’un kazanacağı kanaatini oluşturmuştur. Belki de bu durum, Clinton dahil demokratların kendilerini kandırmalarına sebep olmuş ve seçim sonrası şaşkınlık ve büyük üzüntünün temel nedenlerinden birisini oluşturmuştur.
Bütün bu açıklamaların yanında yürütülen secim kampanyalarına baktığımızda Tump’ın daha çok milliyetçi bir söylem ve seçmenin duymak istediklerini dile getiren bir yaklaşımla Amerikancı ve ortalama Amerikalılara hitabeden bir tutumla agresif bir kampanya yürüttüğünü, buna karşın Clinton’un, daha eğitimli, ekonomik durum daha iyi, liberal Amerikalılara hitap ettiğini ve daha liberal bir seçim kampanyası yürüttüğünü söyleyebiliriz. 
 
Aslında seçim sonuçları benim için sürpriz olmadı. Böyle bir neticenin çıkabileceğini baştan beri ihtimal dahilinde tutan bir milletvekili olarak çok da şaşırdığımı söyleyemeyeceğim. Bu arada seçim neticelerini gösterir tabloda sahil bölgelerinde Clinton’un iç bölgelerde de Trump’ın kazandığını gösterir haritayı manidar bulduğumu ifade etmek isterim. Ayrıca yine bu temaslar kapsamında Cumhuriyetçi bir senatörle yaptığımız görüşmeyi ve onun seçim sonuçlarıyla ilgili yaptığı değerlendirmeyi de aktarmak isterim. Senatör “Seçim neticeleri açıklanırken önce Florida’nın neticeleri belirlenecek, Florida’yı alabilirsek, sonra North Carolina’yı takip edin, onu da alırsak Ohio ve Pennsylvania’yı takip edin bunları alırsak seçimi alırız, Ancak Florida’yı alamazsak seçim neticelerini takip etmenize gerek yok, seçimi kaybettik demektir” demişti ve seçim gecesi de aynen öyle oldu. Trump önce Florida’yı aldı sonra sırayla diğer eyaletleri aldı ve zafer konuşması için sahneye çıkmadan hemen önce de Pennsylvania’da zaferini ilan etmişti. Son olarak Trump’ın seçim sırasında kullandığı önemli ve tanıdık bir slogan “Sessiz Çoğunluk” sloganının hitap ettiği kitlenin de bu seçimlerin kaderini etkileyen unsurların başta gelenlerinden olduğunu belirtmek isterim.
 
TRUMP’IN SEÇİLMESİ, ABD – TÜRKİYE POLİTİKASINI NASIL ETKİLER? TRUMP’LA BİRLİKTE FETÖ’NÜN POZİSYONU NASIL DEVAM EDER?
 
Trump’ın seçim konuşmasına ve seçimden sonraki açıklamalarına bakıldığında, ABD de alışık olunmayan bir söylemden, bahsedilebilir. Trump’ın ekibine bakıldığında genelde şahin kanat ve daha öte görüşlere sahip kişilerin göreve geleceği/geldiği görülüyor. Ancak unutmamak lazım ki; Amerikan devlet politikası başkanlarla baştan sona değişmez. 
 
Başkanlar devlet politikasının bir kısmında değişiklik yapabilirler ve iş yapış tarzlarını etkileyebilirler. Bu kapsamda bakıldığında daha Amerikancı, içeriye dönük, altyapı faaliyetleri ve hem maddi anlamda hem de diğer alanlarda yeniden inşa faaliyeti öncelikli olacakmış izlenimi ortaya çıkmaktadır. Bunun yanında Trump ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Aralık ayı içerisinde görüşmelerinin muhtemel olduğu da değerlendirildiğinde, Trump’ın ekibinden yapılan ilk açıklamaların da ışığında, Türkiye ABD ilişkileri Clinton’un seçilmesinden daha iyi seyredecekmiş gibi görünse ve Trump ve Cumhurbaşkanımızın iyi anlaşacağı beklentileri yoğun olarak dile getirilse de, bu sorunun cevabını verebilmek için, Amerikalı yetkililerin ne söylediğine değil ne yaptığına bakmak lazım.
 
Yine Fetö konusunda yapılan ilk açıklamalar bizi memnun etse de, bu konuda yetkililerin inisiyatif alıp almayacağı beklenmelidir. Bu konuda en önemli açıklamayı yapan ulusal güvenlik danışmanı Michael Thomas Flynn, Fetö’nün “Türkiye’nin Bin Ladin’i olduğunu ve Amerika tarafından korunmaması gerektiğini” beyan etmiş ve geçtiğimiz günlerde basına yansıyan Fetö’nün Trump’la görüşme talebinin geri çevrildiği haberleri de, bu konuda ümit vadeden gelişmeler olacağı izlenimini uyandırmaktadır.
 
TÜRKİYE’NİN BAŞKANLIK SİTEMİNE GEÇMESİYLE NE GİBİ DEĞİŞİKLİKLER OLUR?
 
Haziran seçimleri sonrasındaki süreç, Türkiye’nin içinden geçtiği dönem ve 15 Temmuz darbe girişimi değerlendirildiğinde, bu günlerde Avrupa’nın da aktif bir şekilde katıldığı Türkiye’ye karşı gerçekleştirilen gerek ekonomik, gerek siyasi operasyonlar da dikkate alındığında başkanlık sisteminin yani siyasi istikrar ve sağlam bir siyasi iradenin varlığının yalnızca hükümet açısından değil, ülkemiz ve devletimiz için ne kadar hayati, önemli ve vazgeçilmez olduğu ortadadır. Dünyada siyasi olarak gerçekleşen değişiklikler ve Avrupa’da aşırı sağın yükselişi İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkması ve devamında İtalya ve Fransa’da da benzer taleplerin dillendiriliyor olması Avrupa’yı ciddi siyasi çalkantıların içine itmektedir. Bütün bu gelişmeler Türkiye’de güçlü bir siyasi iradeyi zorunlu kılmaktadır. Devam eden süreçte ve gelecekte Türkiye’nin kaldıramayacağı en önemli risk siyasi istikrarsızlıktır bu nedenle Türk usulü başkanlık sisteminin (Cumhurbaşkanlığı) hayata geçirilmesiyle öncelikle ülkemizin istikrarı ve gelişmesi garanti altına alınmış olacak devamında uluslararası operasyonlardan/etkilerden korunması ve gelişme yönünde çok daha hızlı şekilde büyük Türkiye idealine ulaması, sağlanmış olacaktır. Yine siyasi istikrarla birlikte gereksiz yere içine düştüğümüz birçok kısır çekişme ve tartışmalar da son bulacak ve bir daha yaşanmayacaktır. Güçler ayrılığı daha kesin şekilde hayata geçirilecek ve Yasama Yürütme ve Yargı tam anlamıyla kendi alanlarında çalışma sergileyerek ve birbirlerinin alanlarına müdahale etmeden çalışacaklardır. Bu durum da, ülkemizin demokratik standartlarını daha da yükseltecektir.
 
AP’NİN TÜRKİYE KARARI, AB POLİTİKALARIMIZA NASIL YANSIR? AB DEN ÇIKMAMIZ BİZİM MENFAATİMİZE OLUR MU?
 
Geçen hafta AP tarafından alınan ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Başbakanımız Binali Yıldırım ve bakanlarımız tarafından da defalarca, kabul edilmediği ve hiçbir hükmünün olmadığı, dile getirilen AP kararı gerçekten haddini aşan ve talihsiz bir karardır. Gelinen aşamada AP’nin ve bazı AB kurumlarının, ülkemizde gerçekleştirilmeye çalışılan 15 Temmuz darbe girişimi ve devam eden süreçte terör örgütlerinin saldırılarını göz ardı ederek, başta olağanüstü hal ve KHK’lar olmak üzere, darbecilere karşı yapılan mücadeleyi ve terör örgütü ve destekçilerine karşı gerçekleştirilen çalışmaların tamamını, Türkiye aleyhine alacakları haksız kararlar için dayanak olarak kullanmaları, son derece manidar ve düşündürücüdür. Bu kararlar verilirken Belçika ve Fransa’daki olağanüstü hal ve OHAL kapsamında gerçekleştirilen işlemlerin unutuluyor olması Fransa’da seçimlerin OHAL devam ediyorken yapılmasına karar verilmiş olması, Avrupa’da da örnekleri olan terör destekçisi belediye başkanlarının tutuklanması ve çok daha hafif suçlarla dahi milletvekillerinin vekilliklerinin düşürülüyor olmasının unutulup, bu ve benzeri bahanelerle Türkiye aleyhine kararların çıkarılması, geçmişte örneklerini defalarca gördüğümüz çifte standardın en son örneklerindendir. Geçmiş ilişkilerimizi de değerlendirdiğimizde Türkiye AB ilişkilerinde AP’nin AB tarafından kötü polis olarak kullanılıp AP ve kararı kullanılarak Türkiye’ye aba altından sopa gösterilmeye çalışıldığı aşikârdır. Geçen dönemlerde AB ile olan ilişkilerimizde AB’nin son ana kadar ilişkileri gerdiğini ve Türkiye’nin kararlılığından ve duruşundan emin olduktan sonra geri dönmeyeceği net olarak ortaya çıktığında ilişkilerin kopma aşamasında son anada geri adım attığını defalarca gördük. Özelde problemli konuları bir kenara bıraktığımızda AB’nin Türkiye’ye ihtiyacı olduğu ortadadır. Yaşlanan nüfusu ile medeniyet olarak kendini tüketme sürecine girmiş, yenilenebilirliğini, yenileyebilirliğini ve üretkenliğini birçok açıdan kaybetmiş olan Avrupa’nın, hem medeniyetler arası iletişim vasıtasıyla, dünyanın daha kötü senaryolardan kurutulabilmesi için, hem de üretkenliğini yeni bir, bakış açısı ve nefesle yeniden başlatabilmesi için, Avrupa açısından, ilişkilerin daha hızlı ve canlı şekilde revize edilmesi ve Türkiye’yi yeniden desteklemeye başlaması, elzemdir. Gelinen aşamada Türkiye açısından elli küsur yıldır kapı önünde bekletilmenin kabul edilemez olduğu, yeni birlikler ve ilişkilerin kurulması için çalışmalara başlanmış olması, daha önceden gerçekleşmesi gereken birçok ilişkinin normalde olması gerektiği gibi yeniden aktive ediliyor olması da, Avrupa tarafından kabul edilmesi gereken bir realitedir. RÖPORTAJ: ALİ TAŞTAN